İthalatın üretime, ihracatın güvene dönüştüğü bir ekonomi mümkün mü?
Yeni dünya ekonomisinde başarı, ne ihracat rakamlarının büyüklüğüyle ne de ithalatın düşüklüğüyle ölçülecektir. Asıl belirleyici olan, ülkelerin dış ticareti ulusal güvenliğin bir unsuru olarak kurgulayabilmesi ve küresel belirsizlikleri ekonomik fırsata dönüştürebilmesidir. Zira günümüzde rekabet üstünlüğü, üretim kapasitesinden ziyade risk yönetimi kapasitesiyle şekillenmektedir.
Prof. Dr. Pelin Karatay Gögül/Dicle Üniversitesi İİBF Dekanı
Ekonomi politikalarında uzun yıllardır hâkim olan statükocu yaklaşım, dış ticareti ahlaki bir teraziye oturtmayı çok sevdi: İthalatı kaçınılması gereken bir "bağımlılık günahı", ihracatı ise göğse takılacak bir "başarı madalyası" olarak gördü. Oysa küresel üretim ağlarının kökten sarsıldığı, teknolojik dönüşümün hızlandığı ve jeopolitik risklerin ekonomik kararları doğrudan dikte ettiği günümüzde bu sığ ve iki kutuplu ayrım tamamen hükmünü yitiriyor.
Dış ticaret artık iki sütundan oluşan soğuk bir muhasebe defteri değildir; coğrafyayı, teknolojiyi ve jeopolitiği aynı potada eriten dinamik bir ekosistemdir. Bugün sormamız gereken asıl soru nicelikle ilgili değil. Mesele ne kadar ithalat ya da ihracat yaptığımız değil; ithalatın hangi üretim kapasitesini doğurduğu ve ihracatın hangi küresel riskleri dağıtabildiğidir. Sahanın yeni kuralı artık net: İthalatı teknolojiye, ihracatı ise güvenliğe dönüştürebilmek.
Stratejik dayanıklılık
Uluslararası ticaret teorisinin tarihsel gelişimi de bu dönüşümü desteklemektedir. David Ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisi ülkelerin uzmanlaşma yoluyla refah artışı sağlayacağını savunurken, modern dış ticaret literatürü üretimin artık tek bir ülke sınırları içinde gerçekleşmediğini ortaya koymaktadır. Günümüzde bir ürünün tasarımı bir ülkede, ara malı başka bir ülkede, montajı ise farklı bir coğrafyada gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle ithalat ve ihracat birbirinin alternatifi değil, aynı üretim sürecinin tamamlayıcı unsurlarıdır. Tablo 1'den de görüldüğü üzere dış ticaret paradigmasının günümüzdeki dönüşümü ithalatın üretken, ihracatın çeşitli, dış ticaretin ekonomik güvenlik, nitelik ve risk odaklı ticaret fonksiyonuna dikkat çekerek stratejik dayanıklılık özelliğini ön plana çıkarmaktadır.
Tablo 1: 21. Yüzyılda Dış Ticaret Paradigmasının Dönüşümü
Üretken ithalat artırılmalı
İhracat çeşitliliği önemli
Dış ticaret = ekonomik güvenlik
Maliyet odaklı ticaret
Stratejik dayanıklılık
Özellikle Paul Krugman'ın Yeni Ticaret Teorisi ve küresel değer zinciri yaklaşımları, ekonomik gücün yalnızca nihai mal ihracatından değil, yüksek katma değerli üretim süreçlerine entegrasyondan kaynaklandığını göstermektedir. Bugün gelişmiş ekonomilerin önemli bir kısmı yüksek düzeyde ithalat yapmalarına rağmen küresel değer zincirlerinde lider konumlarını korumaktadır. Bunun temel nedeni, ithalatı nihai tüketimin değil, üretim kapasitesinin bir girdisi olarak kullanmalarıdır. Bu çerçevede ithalatı azaltmaya odaklanan politikalar yerine, ithalatın üretime kanalize edilmesini sağlayan politikaların geliştirilmesi daha rasyonel görünmektedir. Nitekim Almanya, Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler yüksek miktarda ithalat gerçekleştirmelerine rağmen küresel rekabet güçlerini koruyabilmektedir. Çünkü bu ülkeler ithalatı tüketimin değil, üretimin stratejik girdisi olarak kullanmaktadır.
Bu noktada ekonomik politika tartışmalarında önemli bir kavramsal ayrım yapılmalıdır. Asıl soru "Ne kadar ithalat yapıyoruz?" değil, "Ne tür........
