Çocukluğu kim şekillendirecek? Aile mi, algoritmalar mı?
Türkiye'nin sosyal medya düzenlemesi “yasak” kelimesine sıkıştırılamayacak kadar geniş bir anlam taşımaktadır. Bu düzenleme, çocukları dijital dünyadan koparma değil; onları algoritmik sömürüye, bağımlılık tasarımına, veri ekonomisine, aldatıcı reklamlara, zararlı içeriklere ve kontrolsüz platform kültürüne karşı koruma girişimidir.
Dr. Muhammed Ersin Toy / Yazar
2010'lu yıllarla birlikte sosyal medya platformları, hayatımıza yalnızca yeni bir iletişim imkânı sunmakla kalmadı; aynı zamanda duyguların, algıların, toplumsal reflekslerin ve kamusal alanın dijital ağlar üzerinden yeniden inşa edildiği yeni bir dijital düzenin temel unsurlarından biri hâline geldi. Sosyal medya, bununla birlikte güvenliğin, istihbaratın, devletler arası yeni mücadele biçimlerinin ve bilinç-algı savaşlarının da ana mecralarından birine dönüştü.
Artık devletler, yalnızca diplomasi, ekonomi, askerî güç veya klasik medya üzerinden değil; sosyal medya platformları ve dijital mecralar üzerinden de başka ülkelerin iç işleyişini, siyasal sistemini, toplumsal muhalefetini, kamuoyu reflekslerini ve küresel ticaret-pazarlama ağlarını etkilemeye çalışmaktadır. Bu nedenle sosyal medya, günümüzde yalnızca bireylerin haberleştiği ya da içerik tükettiği bir alan değildir; aynı zamanda toplumların algılarının, siyasal tercihlerinin, kolektif duygularının ve kamusal bilincinin hedef alındığı yeni bir bilinç savaşı mecrasıdır.
Elbette bu alan, uluslararası istihbarat örgütleri ve hibrit savaş stratejileri açısından da yeni bir mücadele sahasına dönüşmüştür. Dijital mecralar üzerinden toplumların kırılgan gruplarına, özellikle de çocuklara ve gençlere ulaşma; onları yönlendirme, radikalleştirme, manipüle etme ya da çeşitli çıkar ağlarının parçası hâline getirme girişimleri de bu yeni güvenlik mimarisinin önemli riskleri arasındadır. Bu nedenle sosyal medya meselesi yalnızca iletişim, eğlence veya bireysel kullanım meselesi değil; aynı zamanda çocuk güvenliği, toplumsal direnç ve ulusal güvenlik meselesidir.
Türkiye'de kabul edilen yeni sosyal medya düzenlemesi tam da bu büyük dönüşümün içinde okunmalıdır. 1 Mayıs 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemeye göre sosyal ağ sağlayıcılar, yani sosyal medya şirketleri, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve bu hizmetin sunulmaması için yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacaktır. Bu düzenlemede temel sorumluluk, yaş doğrulama dahil gerekli teknik tedbirleri almak zorunda olan sosyal medya platformlarına yüklenmektedir.
Ayrıca 15 yaşını doldurmuş çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet sunulması, ebeveyn kontrol araçlarının sağlanması, kullanım süresinin izlenmesi ve sınırlandırılması, ücretli işlemlerin ebeveyn iznine bağlanması ve aldatıcı reklamların engellenmesi gibi başlıklar da düzenlemenin merkezinde yer almaktadır.
Çocuğu korumada toplumsal bilinç
Bu düzenleme yalnızca "15 yaş altına sosyal medya yasağı" şeklinde dar bir başlıkla okunursa, meselenin asıl boyutu ıskalanır. Çünkü meselenin en büyük boyutu; çocuklarımızın bilinçlerinin, çocukluk algılarının, kişiliklerinin, dikkat biçimlerinin ve dünyayı kavrama tarzlarının sosyal medya, akıllı telefonlar ve dijital evrenin algoritmik yapısı tarafından yeniden inşa edilmesi, etkilenmesi ve başkalaştırılmasıdır. Türkiye, bu gidişata karşı ilk hamle olarak böyle bir tedbirle müdahale etmiştir.
Fakat bu müdahaleden sonraki süreçte görev yalnızca devlete veya platformlara değil; en önce aileye, sonrasında medyaya, okullara ve toplumun tamamına da düşmektedir. Türkiye'deki bu adımın akademi, medya ve eğitimciler aracılığıyla altı doldurulmalı; düzenleme yalnızca teknik bir yaş sınırı değil, çocukluğu korumaya dönük daha derin bir toplumsal bilinç sürecine dönüştürülmelidir.
Bugün çocukların yalnız zararlı içerikten değil; platformların bağımlılık üreten tasarımından, algoritmik yönlendirme mekanizmalarından, veri ekonomisinden ve kontrolsüz dijital kültürden korunması gerekmektedir. Bu nedenle Türkiye'de başlayan bu süreci, daha geniş bir dijital egemenlik hamlesine dönüştürmek gerekir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın düzenlemeye ilişkin "Çocuklarımızı dijital ve teknoloji şirketlerinin, algoritmaların........
