Mehterle gittik, bavulla dönüyoruz
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, daha ilk günden beri inanıyordu.
“Türk ve İslam âlemi için Dünya Kupası’nı alıp döneceğiz” diyordu.
Sayın Başkan, burası futbol turnuvası.
Sandık mitingi değil.
Seçim otobüsü hiç değil.
Kale direklerinin arasına hamaset sıkıştırıp, orta sahaya slogan serpiştirip, ceza sahasına da “vatan millet Sakarya” döşeyince Dünya Kupası alınmıyor.
Şarkıyla, mehterle, siyasi mesajla, kameraya verilen kasıntı pozla, antrenman sahasında kaleye şut çekmeye çalışırken topa vuramamakla yönetilecek bir oyun değil.
Gerçi sizi o antrenman sahasında kaleye şut çekmeye çalışırken görünce bazı şeyler daha net anlaşıldı.
Bırakın Türk futbolunu yönetmeyi, futbol topuna vurmayı bile beceremeyen bir anlayışın bizi Dünya Kupası’na götürüp orada başarı beklemesi, zaten başlı başına Türkiye futbolunun özeti gibiydi.
Ama siz bu ve benzeri söylemlerle o koltukta kalıyorsunuz.
Futbolun içini boşaltıp üstünü hamasetle kapatınca, ortaya başarı değil, ancak güzel fon müziğiyle çekilmiş bir başarısızlık videosu çıkıyor.
24 yıl sonra gittiğimiz Dünya Kupası’ndan, ikinci maçın sonunda bavul toplamak zorunda kaldık.
Grup aşamasında elenen ilk iki takımdan biri olduk.
Oradaki tek şansımız da Haiti’nin bizden önce maç yapmış olmasıydı.
Biz önce oynasaydık, turnuvanın ilk elenen takımı olacaktık.
Mehter takımıyla yola çıktık.
Çok sevdiğiniz Sinan Akçıl’a şarkı yazdırdık.
“Kupayı alıp döneceğiz” dedik.
Sonra iki maçta sıfır puanla, valizleri topladık.
Demek ki bu işler “biz inanıyoruz” demekle olmuyor.
İnanmak güzel şeydir.
Ama futbolda inancın yanına akıl, plan, liyakat, organizasyon ve biraz da utanma duygusu koymak gerekir.
Bizde ise her başarısızlığın ardından aynı senaryo oynanıyor.
Ardından büyük hayal kırıklığı.
En sonunda da büyük bir pişkinlik.
Sayın Hacıosmanoğlu’nun Fatih Terim’e yaptığı çıkışı da unutmadık.
Turnuva devam ederken çocukları eleştirmeyelim, hesap sorulacaksa turnuvadan sonra sorarız dedi.
Bu aslında destek mesajıydı.
Kulislerde konuşulan “Fatih Terim federasyon başkanı olur mu?” dedikodularını ciddiye alıp işi halef-selef kavgasına döktünüz.
Kurtlar Vadisi karakterine özenip, Türkiye’de futbolu en iyi bilen adamlardan birine racon kesmeye kalktınız.
Kamera karşısında yumruğu sıkmak kolay.
“Biz bu kupayı alacağız” demek kolay.
İkinci maçtan sonra bavulu kapatıp otelden çıkarken o cümlenin hesabını vermek zor.
Gelelim Montella hocaya…
Maçtan sonra açıklamalarını dinledim.
Bir önceki basın toplantısında “Ben hepinizden daha Türk’üm” minvalinde sözler etmişti ya…
Çünkü Türkiye’de bazı yöneticilerin en iyi öğrendiği refleksi o da öğrenmiş:
Başarısızlığı kabul etmemek.
Suçu başkasına atmak.
Pişkinliği moral konuşması diye pazarlamak.
Eleştiriyi “kaos” diye etiketlemek.
Sonra da işi Türklük üzerinden toparlamaya çalışmak.
Montella maçtan sonra, “Türkiye’nin mücadeleci ruhunu göstermeye devam etmeliyiz. Hepimiz üzgünüz ama soyunma odasından başımız dik çıkmalıyız” dedi.
Devamında da, “Türkiye’nin renklerini temsil ettiğinizde insanları, kültürü, her şeyi temsil ediyorsunuz. Gücümüzü, ruhumuzu devam ettirmemiz lazım. İleriye dönük olarak kendimizi geliştireceğiz” diye konuştu.
Bakınca kötü bir açıklama gibi durmuyor.
Ama sorun zaten burada.
Biz yıllardır kötü sonuçların ardından güzel cümleler dinlemekten bıktık.
Bir de utanma duygumuz yok.
Hocam, madem kendinizi bu kadar Türk hissediyorsunuz, o zaman........
