Liberal demokrasinin başına ne geldi?
Daron Acemoğlu’nun, Liberal Demokrasinin Başına Ne Geldi? isimli yeni kitabını bir solukta okudum. Yazar girişte, isteyen bazı bölümleri atlayabilir demiş. Ben kitabı bölüm, paragraf sektirmeden devirdim. Beğendim, öğrendim ve öğrendiklerime de çok sevindim. Sizi bilmem, ama ben yeni bir şey öğrenince, Fenerbahçe’nin seyrettiğim maçını kazandığındaki kadar sevinirim.
Bertrand Russell’ın Batı Felsefesinin Uygarlığının Bir Tarihi başyapıtını lise yıllarında okuduğumda da çok mutlu olmuştum. Hatta birkaç arkadaş bir araya gelip kitabı Türkçe’ye çevirmeyi bile, haddimizi bilmeden tasarlamıştık. Özetle Acemoğlu’nun bu yeni başyapıtı bana yeniden o lise yıllarımın tatlı heyecan ve sevincini yaşattı.
Batı Felsefesinin Uygarlığının Bir Tarihi ile başka bir anım da var. Gençlik yıllarımdı. Londra’da toplanan bir bilimsel kongrede yaşı benden oldukça ileri ünlü bir İngiliz profesörüyle Behçet hastalığının nedenleriyle ilgili, zaman zaman da kişiselliğe dönüşen, sert bir tartışmamız olmuştu. Aynı akşam kongrenin bir yemek daveti vardı. Bir de baktım bizim ünlü profesör bana bir paket uzatarak “Hasan, benden sana hediye.” dedi. Hediye diye getirdiği Russell’ın dediğim kitabıydı. Anladım, bana “Hasan, benle tartışmadan evvel biraz uygarlık tarihi öğrensen iyi olur.” diyordu. Hiç bozmadan hediyeyi teşekkürümle aldım. Ancak o burnu büyük meslektaşıma neden hak ettiği yanıtı hemen orada veremedim diye hala hayıflanırım.
Acemoğlu’nun yeni kitabı hakkında önce dış sonra da iç basında, olumsuz olanları baskın yorumlar oldu. Özetle övenlere katılıyor, yerenlere pek katılmıyorum. Bunun yanında altını çizdiğim gibi kitabı çok sevinçle okudum ancak hep büyük merakla yazar kendi doğup büyüdüğü ülke hakkında ne diyecek diye bekleyip dururken kitap bitiverdi. Hem kitap bitti diye, hem........
