İran’a müdahale: Caydırıcılık mı, kaos mu?
İran’a yönelik olası bir saldırı artık yalnızca diplomatik bir pazarlık unsuru olarak değil, somut bir askeri saldırı olasılığı haline gelmiştir. Ancak bu ihtimal yalnızca İran’ın nükleer programı ya da rejimin geleceğine yönelik olarak algılanmamalı. Olası bir saldırı bunların da ötesine geçerek bölgesel güç dengelerini ve uluslararası ittifakları doğrudan etkileyecek sonuçlar doğuracaktır.
İran’a yönelik olası bir saldırı tartışması, çoğu zaman “olur mu, olmaz mı” sorusuna indirgenmektedir. Oysa asıl mesele, böylesi bir saldırının Ortadoğu ve küresel sistem üzerindeki sonuçlarının neler olacağıdır. Mevcut ekonomik durum dikkate alındığında, küresel ekonominin böyle bir senaryoya ne kadar hazır olduğu konusu da belirsizliğini korumaktadır.
Beklenen operasyonun, nükleer ve enerji tesisleri ile birlikte, dini lider dahil üst düzey yönetim kadroları ve Devrim Muhafızlarına bağlı merkezleri hedef alabileceği değerlendirilmektedir. Devrim Muhafızları’na yönelik tesislerin önemli bir bölümünün yerleşim alanlarının içinde ya da hemen yakınında bulunması nedeniyle olası bir saldırı sivil can kayıpları açısından yüksek risk oluşturacaktır. Böyle bir operasyonun ABD ve İsrail ortaklığıyla gerçekleştirilmesi ise çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimalini güçlendirmektedir.
İran’ın son dönemde içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi koşullar nedeniyle vekil güçleriyle olan bağlarının zayıfladığı görülse de savaş ihtimali bu yapıları yeniden harekete geçirebilir. Özellikle dini liderin hedef alınması gibi bir senaryo, yalnızca İran’da değil, Şii dünyasının genelinde sert ve kontrol edilmesi güç tepkiler doğurabilir.
Her ne kadar bazı Körfez ülkeleri İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile normalleşme sürecine girmiş ve ABD askeri varlığına ev sahipliği yapıyor olsa da bu ülkelerin büyük bölümü İran’a yönelik doğrudan bir saldırıya karşı olduklarını açıkça dile getirmektedir. Bu tutum, bölgeyi etkisi altına alacak bir savaş........
