Palu Ailesi: Gerçeğin dokunulmayan yüzü
Bir sabah kalkıyorsunuz ve uzun zamandır tanıdığınız biri ilahi mesajlar aldığını söyleyerek kendisinin seçilmiş kişi olduğunu iddia ediyor. Tepkiniz ne olurdu?
Tanıdığınız için onu yargılamadan önce konuşma, anlama yoluna mı giderdiniz? Ya da “Ben ona güveniyorum, böyle bir iddiası varsa inanırım.” mı derdiniz?
Senaryoyu değiştirelim; haberlerden okuyorsunuz hiç tanımadığınız biri tanrının oğlu olduğunu, meleklerle gezdiğini ve elli yıl sonra kıyametin kopacağını, herkesin onun etrafında bir araya gelmesi gerektiğini söylüyor. Okurken ne hissederdiniz, ilk tepkiniz ne olurdu?
Hiç kuşku yok ki olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler; bizim dünya görüşümüzden, yetiştiğimiz kültürel ortamdan, bize yüklenen politik, ideolojik, teolojik kimliklerden bağımsız ortaya çıkmıyor. Bakış açımız bakma biçimimizi de etkiliyor.
Peki ya bakarken gerçeği ne kadar arıyor, gerçeğin ne kadarını görmek istiyoruz?
Palu ailesi belgeseli ile ilgili sevgili Tunca Öğreten beni aradığında aklıma gelen ilk sorulardan biri bu olmuştu : “Gerçeğin ne kadarını görmek istiyoruz?”
Cinayetlerin merkezinde duran ve yıllarca bir anneye, çocuklara ve etrafındaki insanlara adeta cehennem hayatı yaşatan, akabinde katil olan Tuncer Ustael, Palu ailesi ile ilgili gerçeğin ne kadarını anlatıyordu acaba? Sadece onun “psikopat” kimliğinden yola çıkarak içimiz ferahlatabilir, olayların arkasındaki bütün karanlık süreci aydınlatabilir miydik? Elimizdeki tek anahtarla bütün kapıları açabilir, yıllara yayılan işkence düzenini açığa çıkarabilir miydik?
Bu soruların cevabı gerçekle yüzleşme pratiğimizde saklı diye düşünüyorum. Eğer Tuncer Ustael’i ortaya çıkaran koşulları, onu güçlü tutan “dinsel öğretileri” ve o öğretilerin toplumdaki kabulünü yok sayar, bütün bu süreç içerisindeki emniyet,........
