Çocuğunuza Yapabileceğiniz En Büyük Kötülük: Ona Kolay Bir Hayat Vermek
Bu yazı gençler için.
Ama belki onlardan daha çok anne babaları için.
Anne babaların çoğu aynı şeyi ister: Çocuklarına kendilerinin sahip olduğundan daha iyi bir hayat vermek.
Son derece anlaşılır bir içgüdü bu. Kalabalık otobüsleri, para sıkıntısını, sevmediğimiz işleri, alamadığımız şeyleri hatırlıyoruz. Sonunda çocuklarımızı bütün bunlardan koruyabilecek kadar başarılı olmuşsak, neden korumayalım?
Çünkü bunu yaparken, farkında olmadan onları rahatlıktan çok daha değerli bir şeyden mahrum bırakabiliriz:
Dayanıklılıktan.
İmkân sahibi anne babaların çocuklarına yapabilecekleri en büyük kötülüklerden biri, önlerindeki bütün engelleri kaldırmaktır.
“Biz çektik, onlar çekmesin.”
“Ben otobüse bindim, benim çocuğumun arabası olsun.”
“Ben öğrenciyken parasız kaldım, kızımın cebinde her zaman kredi kartı bulunsun.”
“Üniversiteyi kazandı. Hak etti. En yeni iPhone’u alalım.”
Ben bu dürtüye direnirdim.
Beklemeyi Öğretin
Çocuğunuz en yeni telefonu istiyorsa, o telefonun hemen önüne gelmesi için özel bir neden yok.
Bırakın beklesin.
Parası yetmiyorsa biriktirsin. Daha da iyisi, paranın bir bölümünü kendisi kazansın.
Üniversiteyi kazanmak da otomatik olarak araba sahibi olmayı gerektirmiyor. Otobüslerin, trenlerin ve metroların küçümsenmeyecek bir eğitim değeri vardır.
Bazen yağmurda beklesin.
Otobüsü kaçırsın ve geç kalmanın sonucunu görsün.
Anne babasının yolculuğun her aşamasını organize etmesine ihtiyaç duymadan bir yere nasıl gideceğini kendisi çözsün.
Üniversite için başka bir şehre gidiyorsa, aile evini onun etrafında yeniden kurma dürtüsüne de direnin.
Öğrenci yurdu, ortak mutfak ve zor bir oda arkadaşı bazen hiçbir amfide öğrenilemeyecek dersler verir.
Sevmediği insanlarla karşılaşacak.
Güvenmemesi gereken birine güvenecek.
Belki parasını kaybedecek.
Arkadaşlarıyla tartışacak ve zaman zaman hayal kırıklığına uğrayacak.
Bu da eğitimdir.
Her şeyden önce gençlerin beklemeyi öğrenmesi gerekiyor.
Modern tüketim ekonomisi beklemeyi ortadan kaldırmak üzerine kurulu. Yemek birkaç dakika içinde geliyor. Eğlence anında ekrana düşüyor. Para bir dokunuşla transfer ediliyor. Bir şey satın almak için telefonu kasaya değdirmek yetiyor.
Ne yazık ki hayat hâlâ böyle işlemiyor.
Kariyer zaman ister.
Güven zaman ister.
Uzmanlık zaman ister.
Servet çoğu zaman zaman ister.
Başarısızlıktan sonra yeniden ayağa kalkmak da zaman ister.
Dolayısıyla genç yaşta hazzı ertelemeyi öğrenmek mahrumiyet değildir.
Hayata hazırlıktır.
Parayı Görsün
Çocuk yetiştirirken yeniden düşünmemiz gerektiğine inandığım bir başka alışkanlık da parayı onlar için tamamen görünmez hale getirmemiz.
Dijital ödeme son derece pratik.
Ama parayı, onu kazanmak için gereken emekten de soyutluyor.
Ekrandaki 1.000 rakamı 600’e düşüyor. Bir şeyin gerçekten elinizden çıktığını pek hissetmiyorsunuz.
Genç bir insana harçlığının bir bölümünü nakit verin; deneyim değişiyor.
Parayı sayıyor.
Harcıyor.
Ve geriye ne kaldığını fiziksel olarak görüyor.
Elbette zaman içinde banka hesabını, kartları, dijital ödemeyi, bütçe yapmayı, tasarrufu ve yatırımı da öğrenmeli. Bugünün dünyasında finansal okuryazarlık bunların hepsini gerektiriyor.
Ama önce çok daha temel bir denklemi anlamalı:
Para, birilerinin emeğinin karşılığıdır.
O emeğin bir bölümü kendisine aitse çok daha iyi.
“Benim Çocuğum Garsonluk mu Yapacak?”
Neden yapmasın?
Restoranda garsonluk yapsın.
Otelde gece vardiyasında çalışsın.
Markette raf doldursun.
Mutfakta bulaşık yıkasın.
Oda temizlesin.
Bahçede, tarlada veya bir ustanın yanında atölyede çalışsın.
Dürüstçe yapılan hiçbir iş aşağılayıcı değildir.
Bence asıl kaygı verici olan, dürüstçe yapılan bazı işleri kendisine yakıştıramayan bir genç yetiştirmektir.
Sonuçlarını sık sık görüyoruz.
Genç........
