menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Bilimde Bağnazlık Olmaz” Demeyin… Alın Size En Meşhur Bağnazlık Öyküsü

48 0
sunday

“Bilimde Bağnazlık Olmaz” Demeyin… Alın Size En Meşhur Bağnazlık Öyküsü

Bir fikre veya inanca körü körüne bağlanıp onu akılla sorgulamaktan geri durmak, bu yetmiyormuş gibi o sorgulamayı yapanları susturmaya çalışmak insana ait bir kusur.

Bunun bir kusur olduğunu yüzlerce, binlerce ünlü örnekten hepimiz biliriz ama yine de bağnazlık tuzağına kolayca düşüveririz. Kendimiz bağnaz biri oluveririz.

Sanılır ki bilimde bağnazlık olmaz. Oysa belki en ünlü bağnazlıklar bilimde, bilim insanları arasında yaşananlardır.

Sir Arthur Eddington, bütün ününü kendi döneminin bağnazlarına karşı verdiği bir savaşta elde ettiği zaferle kazanmış, çok önemli bir astrofizikçiydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, ülkesi Almanya ile savaş hâlindeyken ve İngiltere’ye Almanca dilinde bilimsel makalelerin girmesi bile yasaklıyken o; bir Alman bilimcinin, Albert Einstein’ın teorisinin önemini fark eden ilk İngiliz’di.

Unutmayın, Einstein, İngiltere biliminin büyük ismi Sir Isaac Newton’un kütle çekim teorisine alternatif bir kütle çekim teorisi ortaya atmıştı ve Newton’u tahtından indirmeye hazırlanıyordu. Ve Sir Arthur Eddington olmasa Einstein’ın Newton’u tahtından indirmesi bu kadar kolay kabul görmezdi.

Arthur Eddington, bir güneş tutulması sırasında yaptığı gözlemle Einstein’ın teorisini doğruladı.

Einstein’ın özel ve genel görelilik teorileri, fizik biliminin kütle çekimine ve uzay ile zamana bakışını kökten değiştirmeyi öneriyordu.

Burada bütün teknik açıklamasına girmeyeceğim; Einstein’a göre büyük kütleli varlıklar (mesela yıldızlar) etrafındaki uzayı (ve zamanı da) büküyor, arkadan gelen ışık bile bu bükülmeden etkileniyor ve yolunu uzatıyordu. Kütle çekimi buydu: Uzay-zaman dokusundaki bükülme.

Bir zamanlar Sir Isaac Newton’un gururla başkanlığını yaptığı İngiliz Royal Astronomical Society, 1919 yılında Sir Arthur Eddington’ın, Einstein’ın teorisini deneysel olarak doğruladığı bir sunuma tanıklık etti. Bu sunum, Einstein’ın teorisinin ilk büyük kanıtıydı ve genel göreliliğin yerleşmesine, bilim camiasında kabul görmesine yardımcı oldu.

İzleyen yıllarda Eddington, Einstein’ın genel görelilik teorisinin en önemli açıklayıcısı oldu. Bu konuda kitaplar ve makaleler yazdı.

Bir astrofizikçi olarak Eddington’ın bilime en büyük katkısı, 1920 yılında yayımladığı ünlü kitabı “The Internal Constitution of the Stars”dı (Yıldızların İç Yapısı).

O tarihe kadar, dünyamızda hayatı mümkün kılan başlıca kaynak olan Güneş’imiz dahil yıldızların nasıl olup da etrafa enerji saçtıkları bilim tarafından açıklanmamıştı. Güneş’imizin (ve bütün yıldızların) iki hidrojen atomunun yıldızın içindeki muazzam basınç sayesinde birleşip helyuma dönüşmesiyle enerji ürettiğini ve saldığını söyleyen ilk insan oldu Eddington. Tabii bunu da aslında Einstein’ın teorisi sayesinde yapabildi.

Einstein’ın kütle çekim teorisi ile yakından ilgilenen ve onun çözmesi hiç de kolay olmayan denklemlerini çözmeye girişen ilk insan Arthur Eddington değildi.

Birinci Dünya Savaşı sürerken Alman ordusuna asker olarak yazılan bir başka fizikçi, Karl Schwarzschild, cephede vakit buldukça oturuyor ve bu denklemleri çözüyordu. Merak ettiği şey, Einstein’ın kütle çekimini anlatan alan denkleminin limitlerini bulmaktı.

Dehşet içinde şunu fark etti Schwarzschild: Belirli bir büyüklüğün ötesinde kütle bir araya gelecek olursa Einstein’ın denkleminde kütle çekim kuvveti sonsuzluğa gidiyordu.

Bilim insanlarının en hoşlanmadığı kavramların başında sonsuzluk gelir; çünkü sonsuzu hesaplamak anlamsız, hatta gereksizdir. Böyle bir durum ortaya çıktığında hemen “tekillik” (singularity) gündeme gelir. Bir yerde........

© 10 Haber