İstanbul’un yeni hafıza durağı
İstanbul’un yeni hafıza durağı
Bir mahalle kültürünün ev sahipliğinden lounge konseptine uzanan başarı hikayesi.
İstanbul’un kalabalığı içinde, insanın kendini “yabancı” hissetmediği mekanlar bulmak giderek zorlaşıyor. Oysa şehrin en kıymetli yanı, tam da bu mahalle kültürünün içinde saklı. Ayestefanos’tan bugüne uzanan Yeşilköy, işte tam da bu ruhu hâlâ koruyabilen ender semtlerden biri. Bu semtin kalbinde ise son dokuz yıldır adından sıkça söz ettiren bir durak var: La Casa. İtalyanca “ev” anlamına gelen La Casa, bir kafe-restoran olmanın ötesinde, kurucusu Eyüp Burak Öktem’in deyimiyle “sıcaklığı hissedilen, insanın kendini tanıdık yüzler arasında bulduğu” bir ortam. Peki bu ortam nasıl inşa ediliyor? 1977 doğumlu, İngilizce İşletme mezunu ve otuzun üzerinde işletme kurmuş bir girişimci olan Öktem’in hikayesi, aslında İstanbul’a dair çok şey anlatıyor.
EKİP OLMAK AİLE OLMAK
La Casa’nın en temel felsefesi, işe personel seçimiyle başlıyor. Öktem’e göre önce iyi bir ekip kurulur, sonra o ekip aileye dönüşür. Bu sadece bir söylem değil; mekanın işleyişine doğrudan yansıyan bir gerçeklik.
“Bazı işletmelerin bir sıcaklığı vardır, insana samimi gelir” diyor Öktem. “Bizim işletmemiz de o şekilde. Dokuz yıldır ekibimiz aynı. Gelen misafirlerimiz ekibimizi tanıyor. Bu çok önemli.” Bir Akdeniz ülkesi olarak tanıdık insanlarla aynı ortamda bulunmayı sevdiğimizi hatırlatan Öktem, bunun işletmeye yansımasını şöyle özetliyor: “Çalışanlardan biri misafirimize ‘Ahmet Bey hoş geldiniz’ dediğinde mutlu olurlar. İki yıl aradan sonra gelen misafirlerimiz var. İki yıl sonra geldiğinde yine aynı ekibi, tanıdık yüzleri görüyorlar. “Bu sadakat, günümüz İstanbul’unda giderek nadir hale gelen bir şey. Personel devrinin yüksek olduğu, her gün yeni bir yüzün karşıladığı mekanlarla dolu şehirde, La Casa’nın en büyük avantajı belki de bu: İnsanın kendini evinde hissetmesini sağlayan o........
