MEB’in genelgesi ve laiklik bildirisi üzerine
Laiklik, Türkiye’nin çok partili döneme geçmesiyle birlikte siyaseti şekillendiren temel ayrışma noktası olmuştur; ta ki Ergenekon ve Balyoz davalarıyla laikliğin güvencesi olarak görülen askeri vesayet ortadan kalkana kadar… Askeri vesayetin ortadan kalktığı 2010’lu yıllarla birlikte -siyasal İslâm’ın temsilciliğini yapan- AKP iktidarını perçinlerken laikliğin temsilcisi olarak kabul edilen CHP de -yaptığı türban vb. açılımlarla- bu çizgiden uzaklaşmış; böylece laik- anti-laik ayrışması siyasetin temel ayrım noktası olmaktan çıkmıştır. O kadar ki 2023 seçimlerinden Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi gibi muhafazakâr tabana sahip partiler CHP ile ortak mitingler yapmış, ortak listelerde seçime girmişlerdi.
Laikliğin siyaseti belirleyen bir etken olmaktan çıkması dinin siyasallaşmasını engellememiştir. Aksine cemaat ve tarikatlar AKP iktidarına ortaklık etmiş, devletin tüm kademelerinde kadrolaşarak güçlenmiştir. 17-25 Aralık sonrasında AKP, iktidarını paylaştığı Gülen Cemaati ile ipleri koparmışsa da diğer cemaat ve tarikatların devlet yönetimindeki gücü artarak sürmüştür. Cemaat ve tarikatların etkisi artarken özellikle eğitimde Anayasa’nın laiklik ilkesini ihlal eden uygulamalar da yaygınlaşmıştır. İmam, vaiz ve Kur’an kursu hocalarının “manevi danışman” olarak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)’e bağlı okullarda “değerler eğitimi” vermesini içeren ÇEDES protokolü bunların en çarpıcı olanıdır. Ayrıca imam hatip okullarının yaygınlaşması, müfredatta din derslerinin ağırlığının artması gibi uygulamalar da laikliğe aykırı olduğu için MEB’e yöneltilen eleştirilerin konusu olmuştur.
MEB’in laiklik ilkesiyle çelişen........
