Hukuk ve özgür politika
Kürt meselesinde, 42 yıllık çatışmalı sürecin bitirilmesi ve yeni bir sayfa açılması için, üçüncü dünya savaşının uğultuları arasında tarihsel bir süreç başlatıldı. Süreçte son derece önemli mesafeler alındı. 27 Şubat Demokratik Toplum Çağrısı, PKK’nin 12. Kongresi’nde alınan kararlar, silahların yakılması; hakeza Meclis komisyonunun kurulması, Komisyon’un İmralı Adası’nı ziyaret etmesi, Komisyon Raporu’nun yayınlanması ve somut bir çıktı olarak çatışma çözümüne dair yasanın çıkması, Kürt meselesinde iki yılda alınan mesafelerin ciddiyetini gösteren kurucu parametreler olarak tarihe geçti.
Ekim ayındayız; somut adımlara yönelik beklentiler giderek yükseliyor. Süreç uzadıkça toplum travmaları hatırlıyor. İktidar sürecin dışında olan ve sürecin yükünü hafifletebilecek AİHM kararları, kayyım rejimi gibi meselelerde adım atmakta gecikti. Kuşkusuz sürecin zorlukları var; ancak iktidarın hem sürece yönelik pratiklerine hem de muhalefet üzerinde ısrarla sürdürdüğü baskı stratejisine bakıldığında, bu zorlukları ortadan kaldırmak yerine, rasyonel politikasının araçları olarak kullandığına dair kanaat güçleniyor.
Savaştan ve şiddetten dersler çıkarmamak, yeni yolları manipüle ederek süreci eski adreslere bükmek bizi benzer sonuçlara götüreceğinden şüphe duymamak gerek. Devlet yıllarca Kürtlere ve dostlarına politikada Smith’çi dost-düşman stratejisini dayattı. Kürtlerin ve sosyalistlerin başını çektiği demokratik siyaset dinamikleri ise 90’ların başından bu yana Kemalistlerle başlayan ve İslamcılarla devam edegelen bu kesintisiz stratejiyi kırmaya çalıştı. Nihayet bugün dost-düşman ilişkisinde kardeşlik ve ortak gelecek mefhumları üzerine kurulu yeni bir sürece geldik.
Şimdi Kürtlerle Türkler arasında kurulmak istenen yeni yaşama dair somut adımları pratikte görmek istiyoruz. Fakat bu eşikte iktidar somut adımları sürdürmek yerine Kürtleri bağımlı siyasete ikna etmeye çalışıyor, yeniden patrimonyal düzene eklemek, yeni itaat biçimlerine alıştırmak istiyor. İktidar,........
