menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Medyanın barışla imtihanı

35 0
18.02.2026

Eskilerin bir sözü vardır, bilirsiniz; ‘Yara iyileşir ama izi kalır.’ Bizim coğrafyamızda barış meselesi, tam da o izin üzerinde parmak gezdirmeye benziyor. Kiminin canı yanıyor dokununca, kimi o izin geçmeyeceğine inanıyor, kimi ise sağaltıcı bir merhem bekliyor.

Türkiye’de toplumun barış sürecine bakışını bir laboratuvar titizliğiyle ölçmeye kalksanız, elinizdeki tüplerin her birinde farklı bir tortu bulursunuz. Çünkü bu ülkede barış, sadece siyasi bir terim değil; sofradaki ekmeğin azalmasından, kapıya gelecek bir habere, çocukların okul yolundaki güvenliğinden, bir bayram sabahı dökülen sessiz gözyaşlarına kadar her şeye sirayet eden bir hal meselesidir.

Sokağa çıktığınızda, büyük nutukların uzağında, sessiz ama devasa bir yorgunluk görürsünüz. İnsanlar artık yorulmuş. Kavganın gürültüsünden, belirsizliğin sisinden, her sabah yeni bir gerilimle uyanmaktan bitap düşmüş bir toplum var karşımızda. Bu yorgunluk, barışa dair ne olursa olsun dedirten bir pragmatizm değil; aksine, insanca yaşama arzusunun en yalın halidir.

Ancak bu arzu, geçmişin hayal kırıklıklarıyla da zedelenmiş durumda. Toplumun bir kesimi, barış kelimesini duyduğunda heyecanlanmak yerine gardını alıyor. Çünkü daha önce açılan parantezlerin nasıl kapandığını, o umutlu cümlelerin nasıl yarım kaldığını gördüler. Kuşku ile umut arasındaki ince bir çizgi bu.

Barışa bakışta bugün iki temel duygu çarpışıyor: Korku ve ihtiyaç. Korku, yıllardır topluma ezberletilmiş,........

© Yeni Yaşam