Yapay karşıtlık gerçek ortaklık
2026 yılının ilk ayında, Türkiye’nin nabzı Suriye’de ve Kuzey-Doğu Suriye’de attı. Geçici Şam Hükümeti ve bileşenlerinin Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine başlattığı saldırı genişleyerek Deyrezor, Rakka ve birçok yere sıçradı. Ardından 18 Ocak’ta SDG’ye bir anlaşma dayatıldı ve SDG bu anlaşmayı reddederek genel seferberlik ilan edip devrimci halk savaşına hazır olduğunu ilan etti. 20 Ocak’ta ise ateşkese ve anlaşmaya varıldığına dair haberler geldi.
Kısa ama fırtınalı geçen bu günlerde Türkiye’de yaşananlar uğursuz bir ortaklığı tekrar gün yüzüne çıkardı. Türk akademilerinde okutulan ve Türkiye siyasi tarihi derslerinde İslamcılık ile Ulusalcılık, temel (ama yapay) ideolojik-kültürel-sosyolojik çelişki olarak sunuluyor. Ama bu, bir yanılgı olarak gerçeklikte karşılığını buluyor. Aynı gün hem ‘ümmet’ vurgusu yapan hesapların hem de ‘vatan-millet’ diyen ulusalcı figürlerin Kürtler hakkında aynı dili kullandığını gördük. Oysa bu iki kesim arasında uzlaşmaz çelişkiler değil, üstün olma rekabeti var. Dolayısıyla yapay bir karşıtlık içinde olan bu kesimler, gerçek bir ortaklıkta birleşiyorlar: Kürt karşıtı uğursuz ortaklık.
Bu uğursuz ortaklığın iki sosyo-politik kesim var. Bu iki kesimin kesiştiği zemin Kürt karşıtlığıdır. Bu karşıtlık salt siyasi rekabet ya da maddi üstünlükle sınırlı değil; bunlar ikincil meseleler. Birincil mesele yalnızca siyasi tercihler değil; kimliğin, aidiyetin ve korkunun birlikte çalıştığı bir refleksin hızla ortaya çıkmasıdır. Bu ortaklık Kürt ile Türk arasında ters korelasyon kuruyor. Kürdün güçlenmesini Türkün tehdidi olarak kodlayan bir psiko-politik (şizofrenik) durum söz konusu.
Bu ortaklık 2026 yılının ilk günlerinde ortaya çıktı. Lümpen İslamcı çevreler “temizlik” çağrılarıyla........
