menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ölmekte olanın diriliş vehmi: Baas’ın ibretlik serüveni

135 0
08.04.2026

Dün Baas Partisi’nin kuruluşunun yıldönümüydü. Tarihte kalması gereken, kurulduğu günden itibaren kendi kuruluş iddialarından bile uzak kalan, Arap halklarına kandan, gözyaşından, onur kırıcı istibdattan başka bir şey getirmeyen bir hareket. Anılmaya değer bulunmayabilir ama biraz üzerinde düşününce bizimle de ne kadar ortak ibretlik tecrübelerin üzerine oturduğunu hatırlatıyor, bir göz atmaya davet ediyor.

Modern Arap siyasetinin en etkili ideolojik hareketlerinden biridir. Tam adıyla Arap Sosyalist Baas Partisi, Arap milliyetçiliği, birlik ve sosyalizm fikri üzerine 7 Nisan 1947’de Şam’da kurulmuştur. En önemli üç ismi Mişel Eflak, Selahaddin el-Bitar ve Zeki el-Arsuzi.


ÜÇ İLKE, BİR ÇELİŞKİ: BİRLİKTEN İSTİBDADA

Arapça “diriliş/yeniden doğuş” anlamına gelen Baas’ın ideolojisi Arap birliği (tek bir Arap ulusu), Özgürlük (sömürgecilikten ve dış etkilerden kurtuluş) ve Sosyalizm (Arap dünyasına özgü bir sosyal adalet anlayışı) olmak üzere üç temel ilkeye sahip. Sömürgecilikten veya işgalden kurtuluş Baas’ın en önemli şiarlarından biri olsa da gerek Suriye gerek Irak’ta devlet ideolojisi olarak her iki devletin uluslararası dengelerin tam merkezinde yer aldılar. Kendi halklarının aleyhine işleyen çok güçlü bir muhaberat ve baskıcı rejimleriyle İslam tarihinin gördüğü ve görebileceği en acımasız tecrübeleri yaşatmıştır.


ÜMMETTEN KAVME: BİR YER DEĞİŞTİRME TEŞEBBÜSÜ

Suriye ve Irak’ta onlarca yıl iktidarda kalan bu yapı—sadece Arap siyasi başarısızlığının bir bölümü ya da köklerinden bağımsız değerlendirilebilecek bir parti sapması veya otoriter bir yönetim örneği değildir. Aksine, özü itibarıyla, İslam ümmeti kavramının yerine geçmeye çalışan bir fikrin ağır bir tarihî muhasebesidir. Bu ümmetin sembolü olan Osmanlı hilafeti büyük bir suçla ortadan kaldırılmış ve İslam ümmeti bunun sonuçlarını hâlâ yaşamaktadır. Buna rağmen bu milliyetçi partiler, kendi iç bütünlüklerini dahi korumakta başarısız olmuşlardır.

Modern Arap siyasi tarihinin en çarpıcı tecrübelerinden biri olan Baas, çoğu zaman gerçekten de iddia ettiği bu ilkeler için çalışırken bir “otoriter rejim” veya “başarısız siyasi deneyim”e dönüşen bir tecrübe olarak okunur. Oysa bu okuma, meselenin yüzeyinde kalır. Baas, esasen bir rejimden çok daha fazlasıydı: Bir iddia, bir alternatif, bir yer değiştirme teşebbüsüydü. Yani ümmetin yerine başka bir “bağlayıcı ilke” koyma........

© Yeni Şafak