Çarpık orta sınıflaşmalar ve suç
Kabûl ediyorum; bu yazı gecikmiş sayılabilir. Anadolu vilâyetlerimizden ikisinde peş peşe yaşanan talebe katliamı birkaç gün devâm eden yoğun tartışmalara sebebiyet verdi. Gazeteciler, eğitimciler, sosyolog, psikolog ve hukukçu uzmanlar uzun uzun bu kanlı hâdiseler için eteklerindeki taşları döktüler; kendi tarzlarınca yorumladılar. Bu hâdise şu aralar artık küllenmeye yüz tuttu. Önümüzdeki ay bambaşka gündemleri konuşuyor olacağımızdan eminim.
Sosyal unutkanlığın zirvelerindeyiz. Fikri tâkip diye bir şey kalmadı. Tepkiler anlık, sıcağı sıcağına yaşanıyor ve kısa bir zamân zarfında sönümlenip gidiyor.
Bu yazı için beklemem biraz da bu durumdan duyduğum rahatsızlığı kendimce protesto etmek içindi.
Esâsen bu hâdise çok katmanlı bir yüzleşmenin ve hesaplaşmanın içinde tartışılmalar zincirini ve aynı katmanlaşma üzerinden bir kapsamlı, tesirli karar alma süreçlerini başlatmayı hak ediyor. Ama öyle olmadı ve olacak görünmüyor. Bu trajik hâdiseyi karşılayış ve ele alış tarzımızdaki zayıflıklar bunun alâmetidir. Evvela bunlara bir bakalım.
Meseleyi âileye indirgemek
en ucuz tarzlardan birisi olarak dikkat çekiyor. Bu meselelerde kataloglar üzerinden düşünmek en hafifinden mes’uliyetsizliktir. Çünkü her şeyden evvel, kısa bir araştırmayla görülebilecektir ki
ebeveynler çocuklarının mizacını belirleyemez
. “Çocuğun suyunu verirsin; ama huyunu veremezsin” diyen hikmetli bir atasözümüz vardır ve bunu anlatır. İsterseniz seküler/bilimsel bir bakıştan hareketle, genetik, soyaçekim gibi kavramlara başvurup durumu açıklayabilirsiniz. Dinî kavramlara başvurarak; meselâ “Her kulun kaderi diğerinden farklıdır” diyerek de varacağınız yer bundan farklı olmayacaktır.
Beşer bu dünyâya boş bir plaka (tabula rasa) olarak doğmuyor.
Tam aksine bu dünyâya bir şeylerle yüklenmiş olarak geliyoruz. Âileden başlayarak yaşadığımız sosyalleşme süreçleri, hâriçten yazılımını yapabileceğimiz şeyler değil. Çok namuslu bir ebeveynin çok hayırsız evlâtları da olabiliyor. Bunun aksine suça batmış âilelerden son derecede nâmuslu düzgün çocuklar yetişebiliyor. Evvelâ bunu veri almak zorundayız. Doğrudan âilelerin, anne babaların suçlanması doğru bir yaklaşım değildir.
Âilelerin........
