‘Nükleer silah’ ihtiyacı
Türkiye’nin nükleer silaha sahip olup-olmaması üzerine tartışmalar yeni değil. Kamuoyuna her sorulduğunda, bu yolda adım atılması yönünde yüksek kanaatler ortaya çıkıyor. Ancak günümüze değin hükümet politikaları nükleer silaha sahip olmanın artı-eksilerini sayarken, ‘küresel dengeleri’, uluslararası anlaşmaları, Ankara’nın bağlı olduğu uluslararası güvenlik şemsiyelerinin politikalarını hesaba kattı. İhtiyaç halinde NATO/ABD’nin elinde bu silahların zaten bulunduğunu işaretledi. Nitekim, bugün İncirlik’te nükleer silahlar bulunuyor, Türkiye’nin evinin içinde yatıyorlar…
Bu “reel-politik” hâlâ cari midir?
***
Bir, ‘küresel dengeler’…
Türkiye’nin son 75 yıllık geçmişi, Batı merkezli siyaset ve ekonomi kadar, hatta bunlardan daha çok Batı “güvenliğine” yaslandı. İkinci savaştan gelen bu mimari artık sallanıyor. Her şeyden evvel “bölünmüş” durumda. ABD ve Avrupa olarak yollar ayrılmış görünüyor. İngiltere, Fransa ve Almanya, yeni savunma modelleri/stratejileri öneriyor, geliştiriyor hatta yatırım yapıyor…
Berlin, ordusunu 650 bin askere çıkaracağını duyururken, 180 milyar dolarlık savunma bütçesini devreye sokuyor. Şansölyeleri ilk kez açıktan, “İran, ABD ile dalga geçiyor” mealinde konuşuyor, cevap Amerikan askerlerinin Almanya’dan çekilmesi oluyor. NATO Genel Sekreteri ise, “Avrupa mesajı aldı” diyor…
İngiltere zaten kendisini Rusya ile savaşın lideri olarak konumlandırdığından hem daha çok askeri harcama yapıyor hem de diğer ülkelere, başta Ukrayna’ya, destek veriyor. Sadece Avrupa’da değil Ortadoğu ve Batı Asya’da ABD’ye zıt politikaları hayata geçiriyor…
Fransa, Akdeniz ve Ortadoğu’da boy gösterip, Türkiye’yi de rahatsız eden ittifaklara yönelirken, Avrupa’nın ABD’den bağımsız savunma inşa etmesi politikalarının başını çekiyor…
Aynı Avrupa, Rusya ile de savaş halinde olduğundan, rüzgârları Karadeniz’den Hazar’a bütün coğrafyaya........
