Hata neredeydi? (2)
Nietzche, tarihi objektif bir şekilde yazmaya çalışan vakanüvistler için “tarihin şehvetli hadımları” ifadesini kullanır. Vakanüvistler için objektif tarih yazımı imkânsız olsa da her tarih yazımı için bu imkânsızlıktan söz edemeyiz. Tarih yazımında imkânsız olan “makul objektiflik” değil “saf objektiflik”tir. Filhakika, yazarından bağımsız bir tarih yazımı düşünülemez. Tarih yazarı, ne kadar nesnel ve tarafsız kalmaya çalışsa da belirli oranda yazdığı konudaki şahsi fikirlerinin etkisi altında kalmaya mahkûmdur. Bu, bir kusur da değildir; insan olmanın doğal bir sonucudur. Gadamer’in dediği gibi bir metni “ön yargısız” anlamak mümkün değildir (Gadamer “ön yargı”yı salt olumsuz anlamıyla kullanmaz). Hata, tarihi tamamen kendi durduğu yerden yorumlayarak yazmaktır. Pek çok oryantalist tarih yazımı bu konuda ciddi sabıkalarla maluldür.
Şunu teslim etmek gerekir ki Lewis, “Hata Neredeydi?” isimli kitabında her ne kadar meselelere -doğal olarak- bir Batılı gözüyle baksa ve sübjektiflikten âzâde olmasa da Müslümanların tarihini yazarken çoğu zaman bir Batılıdan beklenmeyecek derecede nesnel davranmaya çalışmıştır. O, tespitlerini genellikle objektif kaynaklara dayandırmaya çalışmış ve yeri geldiğinde Doğuluların hakkını teslim etmiştir.
Lewis, Lütfi Paşa ve Koçi Bey gibi Osmanlı devlet adamlarının “Hata neredeydi?” sorusunu cevaplamak üzere yazdıkları raporların içeriğinde Batı’daki gelişmelere dair neredeyse hiçbir şeyin olmadığına dikkat çeker. Bu raporlara göre hata, eski devlet geleneklerinden ve dini-ahlâkî değerlerden uzaklaşmış olmaktır (s. 32-33). Lewis’in demek istediği şudur: Osmanlı “hata neredeydi?” sorusunu sordu ama cevabı yanlış yerde aradı. Şayet “Batı neden güçlendi ve ilerledi?” sorusunu erken sormuş olsaydı Batı ile mücadelesinde hatasını daha iyi görebilirdi. Ona göre Osmanlılar, “Batı ne yaptı da ilerledi?” sorusunu ancak Karlofça Anlaşması’ndan sonra........
