İslam'ı kendi kavramlarıyla konuşmak
İslam'ı kendi kavramlarıyla konuşmak
İslamî olan ya da İslam’ı bir şekilde ilgilendiren meselelerin İslam’a mahsus kavramlarla konuşulması eşyanın tabiatındandır. Bilhassa Usul-i Din ve Usul-i Fıkıh disiplinleri bu noktada bize alabildiğine geniş bir hareket alanı sunmaktadır. İslamî “meseleler”i bu iki alanın kavramlarıyla konuşmak yerine farklı zeminleri tercih ettiğimizde anakronizme düşmek ya da “zihin savrulması” yaşamak kaçınılmaz olur. Bunu bilinçsiz yapanlar mazur görülebilir belki; ama bilinçli yapıldığında ortaya çıkacak olan şey sadece “yanlış bir netice” değil, aynı zamanda “tahrif” olacaktır.
Müşahhas bir örnek üzerinden gidelim: Günümüzde üzerinde en fazla konuştuğumuz “mesele”lerden biri “evrim teorisi”dir. Öncelikle altını çizmemiz gereken bir nokta var: Bir kısım “müslüman”lar tarafından bilimsel bir “hakikat” olarak kabul ve takdim edilmiş olsa da o bir “teori”den fazlası değildir!
Bu teoriyi benimsemiş bulunan “müslüman”ların hemen tamamı, insanoğlunun nasıl ürediği sorusuna, “ensest” ilişkiye kapı açmadan cevap bulma telaşıyla hareket ediyor ve bu refleksif ve tepkisel tutum onları evrim teorisinin tam ortasına savuruyor!
Peki müslümanlar –evrim teorisi gibi bir “mesele”nin gündemlerinde olmadığı uzun asırlar boyunca– bu soruyu nasıl cevaplandırdılar? Hepimizin bildiği gibi birçok sahabîden gelen rivayetleri1 esas alarak! Buna göre Hz. Âdem (a.s) ile Hz. Havvâ’nın her batında biri erkek diğeri kız olmak üzere iki(z) çocukları olurdu ve önceki batında doğan kız sonraki batında doğan erkekle, önceki batında doğan erkek de sonraki batında doğan kızla evlenirdi. Hâbil-Kãbil kıssasının da tefsirlerde bu noktayla ilişkili olarak........
