menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adı konamamış çağa hazırlık!

38 0
05.01.2026

Yeni Şafak Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Kahraman gazetenin Vizyon Eki için yazı isteyince aklımda pek çok konu dolanmaya başladı.

Çok kutuplu dünya, iki kutuplu dünya vs. gibi genel uluslararası ilişkilerdeki değişimi kapsayan kavramlara girmeden konuyu insan boyutu ile nasıl anlatırım diye düşünürken önce nasıl bir çağın içindeyiz sorusuyla konuya başlamak istedim.

İçinde bulunduğumuz çağın pek çok ismi var. Hiç bu kadar çok isimli bir çağ olmamıştı. Bu isimlerden birisi de “insansızlaşmayı” anlatan antroposen çağ. Bu kavramı kullananlar teknolojinin insanı uyuşturduğu, etkisizleştirdiği, enterne ettiği bir çağa denk geldiğimizi söylüyor. Yeryüzünün ve hayatın insansızlaşmasından söz ediyorlar.

Geleceği anlatmak için kullanılan bir başka tanım da “post humanity” yani “insanlık sonrası” insanın tekil ve üstün özne olmaktan çıktığı akıl, irade ve bilinç gibi niteliklerinin makineyle paylaşıldığı, insan merkezli dünya algısının çözüldüğü bir dönemi anlatıyor. İnsanlığın sonu değil ama insan olmanın amacının değiştiği bir çağı resmediyor. İnsan artık, doğanın efendisi değil, tarihin öznesi değil, ahlâkın kaynağı değil…

Bu ürkütücü tanımlamaya bir de entroposel çağ tanımını burada ilave edeyim. Sözlük tanımına göre bilgi, iktidar ve toplumsal bağların merkezi yapılardan koparak dağınık, hızlı ve öngörülemez biçimde yeniden üretildiği; düzenin istisna, krizin norm haline geldiği bir çağdan söz ediliyor. Düzen yok olmuyor sadece, düzen üretmek zorlaşıyor. İnsanı bekleyen şey ise sürekli uyarılma hali ve anlam yorgunluğunu beraberinde getiriyor. Kimlikler sertleşiyor, dayanışma zayıflıyor, ortak değerler çözülüyor.

Bu üç kavram etrafında baktığımızda gelecekte bizi bekleyen her konu, insanın nasıl bir özne olacağında kilitleniyor.


GELECEĞİN RUHBANLARI KİMLER

Alev Alatlı, geleceği anlayabilmek için öncelikle “Yeni yüzyılın ruhbanları kim olacak” sorusunun sorulması gerektiğini söylerdi. Ona göre 20. yüzyılın en güçlü ruhban sınıfı ve manastırı şeksiz şüphesiz Wall Street idi. Bu bakış açısından devamla NASA bir başka türden kilise gibi görülebilirdi. Silikon Vadisi, Rand Corporation’da yeni çağın ruhbanlarını üreten kurumlardı.

2003’te yayınlanan Kozmopolis romanında Don Dellilo da ruhban sınıflarının başına finansçıları yerleştirmişti. Ancak iki yüzyılın paraya bakışında fark vardı. Para artık gerçek dünyadan kopmuş soyut bir algoritma haline gelmişti. Yeni çağın finansçılarına göre para artık üretim değil simülasyon olacaktı. Gerçeklik ekranlar ve eğriler üzerinden algılanacak, insan bedeni sağlık taramaları vs ile artık bir veriden ibaret hale gelecekti. Evlilik, ilişkiler her şey yüzeyseldi. Kozmopolis romanında yazara göre gerçek sokaklardadır. Sokaklar protestolarla küresel sistemin kırıldığı yerlerdir. Romanın kahramanının akıbeti ise servetinin erimesiyle birlikte kimliğinin de çözülmesi olur. Hem parasını hem kendini kaybeder. Kozmopolis bir distopya kurgusudur. Paranın zamanı ele geçirdiği, teknolojinin insan bedenini yönettiği, insanın anlamını kaybettiği bir çağı anlatır. Romancıların olanı ve olacak olanı herkesten çok daha iyi gördüklerine inanan birisi olarak geleceğin insanoğluna psikolojik ve ontolojik bir kriz vadettiğini söyleyebilirim.


NE DEĞİŞTİ?

21. yüzyılda ne ve neden değişti sorusunu doğru cevaplamak için; 20. yüzyılda ne oldu sorusuna Süleyman Seyfi Öğün hocadan alıntılayarak cevaplamak istiyorum:

“Daha erken dönemde, modernleşmenin alacakaranlığından başlayıp diyelim ki öğlen vakitleri bilimsel kesimlerle, bilim adamlarıyla bürokrasi arasında bir ilişki vardı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, benim görebildiğim kadarıyla, mühendislik eksende bir dinamik bu ilişkiyi bozdu. Bilim adamları mühendisleştiler, hızlı bir şekilde ve mühendislik bütün alanları yeniden disipline eden bir şey haline dönüştü. İktisatçı eskiden maliyeci olurdu ya da bürokrat. Şimdi ise tek başına yalın iktisatçı! Bu da teknokrasi dediğimiz şey yani bilim-bürokrasiden bilim-mühendislik üzerinden teknokrasiye evirildi. Bilim-bürokrasi ilişkisi de büyük ölçüde insansızlaştırmayı içeriyordu ama ikinci etaba gelindi, bu da insanı tamamen kovmayı içeriyor. Ekonomizm buradan doğuyor. Teknolojizm buradan doğuyor. Bunlar dokunulmaz alanlar. Bunları söylediğiniz zaman günah işliyorsunuz çünkü fetişe dokunuyorsunuz. Bir de aforoz ediliyorsunuz. Romantik diyorlar, dinozor, dar görüşlü, obskürantist, parochial…”

Tam da buradan Alev Alatlı’dan bir alıntıyla devam edeyim. “Geri kalmışlık, ileri gitmişlik, gayri safi milli hasıla vesaire... Bunlar da........

© Yeni Şafak