YÖK’ün üzerinde yoğunlaşması gereken sekiz maddelik yapısal reform alanı
YÖK’ün üzerinde yoğunlaşması gereken sekiz maddelik yapısal reform alanı
Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı dahil olmak üzere uzun yıllar bürokrasinin kritik kademelerinde görev yaptıktan sonra YÖK Yürütme Kurulu Üyesi olarak uzun yıllar görev yapan Prof. Dr. Ömer Açıkgöz tarafından hazırlanan “Yapay Zekâ ve Gelişmekte Olan Uzay Teknolojileri Ekosisteminde Yükseköğretim” başlıklı raporda yükseköğretimin mevcut sorunlu alanlarına ilişkin önerilerin de yer aldığı önemli tespitlere yer verilmiştir. Bu raporda öne çıkan önerilere yer vermeye çalışacağız.
1- YÖK’ün ve üniversitelerin yönetim yapısı aşırı merkeziyetçi hâle getirmiştir
1982 Anayasasının şartları gereği kurulan YÖK’ün ve üniversitelerin yönetim yapısı, sistemi aşırı merkeziyetçi hâle getirmiştir. Kurullar ve komisyonlar karar süreçlerinde yeterince etkin değildir. Eğitimi diğer alanlardan ayıran belirgin özelliklerden biri, eğitimin bir takım işi olması, bilimsel temellere dayanması ve uzlaşı ile ortak akıl çerçevesinde yürütülmesi gerekliliğidir. Kamu üniversitelerinde YÖK ve rektörde, vakıf üniversitelerinin çoğunda ise mütevelli heyeti veya başkanda toplanan yetkilerin üniversitenin diğer kurulları ve bölümleriyle paylaşılması gerekmektedir.
2- Liyakati önceleyen yeni bir rektör belirleme ve yönetişim modeline ihtiyaç var
Rektör seçim sürecinde ve dekan atamalarında akademisyenlerin herhangi bir söz hakkı ve inisiyatifi bulunmamaktadır. Rektör ve dekanın belirlenmesi sürecinde üniversitenin yetkili organları karar alma mekanizmasının dışında bırakılmaktadır.
Rektör, YÖK’e dekan adayı sunarken üniversitenin içindeki herhangi bir kurum veya kuruldan görüş almamakta; YÖK’e üç aday bildirmekte, YÖK de üç adaydan birisini dekan olarak seçmektedir. Dolayısıyla fakülte öğretim üyelerinin kendi dekanlarının belirlenmesi sürecindeki görüş ve tercihleri dikkate alınmamaktadır. Üniversitede her iki üst yöneticinin belirlenmesi sürecinde öğretim üyelerinin iradesinin dikkate alınmaması, akademisyenler arasında üniversiteye ilişkin ortak akıl ve ortak vizyonun oluşmasını engellemektedir. Bu durum, üniversite yönetiminin akademisyenlerin büyük çoğunluğundan kopuk biçimde hareket etmesine ve kendi yaklaşımını kuruma dayatmasına yol açmaktadır. Hem mevcut uygulamanın sakıncaları hem de geçmişte seçim yoluyla rektör belirleme yönteminin ortaya çıkardığı sorunlar dikkate alındığında; katılımcılığı, şeffaflığı, hesap........
