İran'ın gösterdiği gerçek: Güç önce millettir
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında varılan anlaşma, yalnızca Ortadoğu'nun değil, bütün dünyanın dikkatle takip ettiği bir sürecin son halkası olarak tarihe geçti. Savaşın nasıl başladığı, hangi tarafın ne kadar zarar gördüğü veya hangi diplomatik tavizlerin verildiği elbette uzun yıllar tartışılacaktır. Ancak bugün daha önemli olan soru şudur: Bu süreçten hangi dersler çıkarılacaktır? Dünya devletleri kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmeler yapacaktır. Fakat Türkiye'nin önünde duran asıl mesele, bu hadiseyi soğukkanlılıkla analiz ederek kendi geleceği adına doğru sonuçlara ulaşabilmesidir.
İran örneği bir kez daha göstermiştir ki devletler yalnızca silahla, para ile veya nüfus büyüklüğüyle ayakta kalmazlar. Asıl belirleyici olan; tarih şuuru, devlet geleneği, milli birlik, eğitim kapasitesi ve teknoloji üretme gücüdür. Bugün birçok uluslararası yorumcu savaşın psikolojik ve siyasi galibinin İran olduğunu ifade etmektedir. Bunun nedeni sadece askeri direnç değildir. Asıl dikkat çekici olan, İran toplumunun devlet ile hükümet arasındaki farkı ayırt edebilmesidir.
Savaş öncesinde İran'da ekonomik sıkıntılar nedeniyle hükümete yönelik ciddi eleştiriler vardı. Sokak gösterileri yapılmış, yönetime karşı sert tepkiler ortaya çıkmıştı. Ancak dış müdahale ve ülkenin bekası söz konusu olduğunda aynı insanlar devletlerinin yanında saf tuttular. Hükümete muhalif olan kesimler dahi ülkenin parçalanmasına, bağımsızlığının zedelenmesine veya dış güçlerin müdahalesine izin vermedi. Bu durum son derece önemlidir. Çünkü modern dünyada birçok toplum, hükümet ile devleti aynı şey zannetmektedir. Oysa hükümetler gelip geçicidir; devlet ise milletin tarih boyunca oluşturduğu ortak iradenin kurumsal ifadesidir. İran halkı bu ayrımı........
