menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sait Faik ve İstanbul

11 0
02.08.2026

İstanbul sevdiğim şehirlerden biridir... Hem tarihiyle, hem kültürüyle beni besleyendir... Kadim bir şehirdir... Zordur, ama güzeldir...

Boğazıyla güzeldir, adalarıyla, martılarıyla, kargaşasıyla...

Çok sık aralıklarla ziyaret ettiğim bu İstanbul’da sokak aralarında dolaşırken, yazarları düşünürüm. Onların satırları arasında dolanırken de İstanbul’u düşünürüm. Kendi içimde oynadığım yaratıcı ama bir o kadar da çekici bir oyundur bu.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur”unda bulurum kendimi sıklıkla, Mihat Cemal Kuntay’ın “Üç İstanbul”unda...

Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerinde, Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi”nde...

Sokaklarını adımlarken bazen Mario Levi çıkıyor karşıma, Yüksek Kaldırım’da da Orhan Veli...

İstiklal’de Sakallı Celal’i arar gözlerim, köşe başlarında da Neyzen Tevfik’i...

Zengin bir şehirdir İstanbul, kültürüyle, tarihiyle, insanlarıyla...

Ve tarih yaprakları değişse bile, değişmeyen bir cazibesi vardır, her bir semtinde.

İki usta kalemin buluşmasına değinelim şimdi de.

Türk edebiyatının dev ismi Yaşar Kemal’in, Türk öykücülüğünün temel taşlarından Sait Faik Abasıyanık ile bu kadim şehirde karşılaşmasını, onun kaleminden Türkiye İş Bankası yayınlarından 2012’de yayımlanan “Sait Faik’ten Çocuklara Hikâyeler” kitabından paylaşalım.

“Akşamüstleri Tünel’den Taksim’e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli, ama müthiş kederli, -yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır- pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın, bu Beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğrusu her hali) size bu koskocaman şehirde yalnız, yapayalnız olduğunu söyler. Bu neden böyledir? Orasını kimse de bilmez. Bazı adam vardır insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık... Bu adamın üstünden, başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız.

Bu adam hikâyeci........

© Yeni Düzen