Her şey insana dair
Düş kırklığı, gerilim, kaygı gibi duygular bireysel değil de toplumsal düzeyde yaşandığında yani sadece bizim değil de bir ülkenin, bir bölgenin bir kürenin sorunu olduğunda hem yalnız olmadığımız için bir teselli bulur hem de bu paylaşım içinde payımıza düşeni daha güçlü hissederiz. Sonuçta bu durum kişisel yaşamımızı halihazırda etkilemiştir ya da etkileme potansiyeli taşımaktadır. Ta çocukluktan tanık olduğum bu duygular benim hayatta kalma itkimi harekete geçirir. Küçük gedikler açmanın, bir çatlaktan sızabilecek ışığı bulmanın peşine düşerim.
En son yapabileceğim kendimi korumaya alıp kabuğuma çekilmektir. Bu kabuğa çekilme dönemlerimin hayatımdan çaldıklarını düşünmek acı veriyor bana. Belki şiire yaramıştır bu dönemler diye teselli bulurum bazen. Çeşitli tutsaklıklar içinde çaresizlikle debelendiğim o zamanlarda hayallerimin uçsuz bucaklığına sığınırdım. Çocukken boşluğa bir roman yazdığımı, bir köşede sessizce düşüncelere dalıp yaşananları içimde roman cümlelerine çevirdiğimi, zavallı küçük kızın ya da zavallı genç kızın hikayesini kendi içimde anlattığımı anımsıyorum. Anlatının ne kadar kifayetsiz olduğunu hissederdim böyle anlarda. Gerçek önceden bize verilen dile sığmayacak bir şeydi. Bazen de içime yerleştirdiğim bir sevgiliye doğru konuşurdum. Gerçek birinden esinlense bile kendi yarattığım biriydi bu sevgili. Bunun bir monolog olduğunu, beni işitmediğini bilirdim ama bundan başka bir avuntu da bulamazdım.........
