Batının çöküşünü mü izliyoruz?
Okullarda bilim adına öğrendiğimiz neredeyse her şeyi batıdan aldık. Öğle öğretilmedi mi? Şöyle bir düşünelim: modern matematik; Pisagor, Tales bunlar deha bunlar matematiğin öncüsüydüler birilerine göre. Öyle değil mi? Hele hele tarih ve coğrafya! Keşifler diyemeyeceğim, işgaller ve sömürü tarihinin karşısına yazılacak tek isim var o da bu batı denilen yamyamlar. Fizik, Kimya, biyoloji hepsinde batının teorileri, kuramları öğretildi. Müzik desen zinhar, hele Türkiye’de Türk müziğini ağzına almak bir gericiliktir. Yaşadım bunu çünkü hiç abartmıyorum. İstanbul’un köklü liselerinden birinde okurken müzik korosundaydım. Okulumuzun müzik konusundaki öğretmenleri çok iddialı, yarışmalar kazanıyorlar filan. Bir gün müzik öğretmenimizle aramızda bir diyalog geçti. Beni müzik öğretmenliği için yetiştirmek istediğini söyledi. Bense Türk müziğini çok seviyorum. Evde de annem, babam hep söylerler. Türk müziği ile ilgilenmek istediğimi söyleyince öğretmen bir hiddetlendi ben şaşırdım kaldım. Meğer Türk müziği gericilikmiş bana bunu yakıştıramamış. Kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki hala o duyguyu hatırlıyorum konu açılınca.
Dilimizi aşağılamak. Dinimizi yaşatmamak.
Bütün ilimleri, bilimleri geçtik Türk dilini yabancı kelimelerden arındırmanın gururunu anlatıp durdu bize edebiyat ve Türkçe öğretmenleri 80ler ve 90lar boyunca. Yabancı dilden temizlemek derken İngilizceden değil tabi. Onların kastettiği aslında Arapça ve bunun da altında yatan İslam’dı. Din dersleri okullarda vardı var olmasına ama ezberden öte deruni bir iman aşılamak değildi mesele. Folklorik bir hüviyete sokmaktı İslam’ı. İşte namaz niyaz saç ağırınca yapılacak şeylerdi. İslam’ı belirli yaşa hapseden bir ritüeldi o zamanlar. İşte bu yukarıda saydığım okullarda müfredat olarak kabataslak verdiğim notlar batının müfredatıydı. Peki biz neredeydik bunca derslerin arasında. Türklüğün şanlı tarihi, edebiyatı, coğrafyası, kültürü, ahlakı; Alp Ertunga öldü mü ıssız acun kaldı mı dizeleri ile ancak tekerleme gibi söylenip alay malzemesine indirgenirdi. (Bu dizeler Kaşgarlı Mahmud’un eseri Divanı Lugatı Türk’te yer alan ağıtlara bir örnektir). Oysa o bilim dedikleri şeylerin bir başlangıç noktası vardır. Harezmiler, Ali Kuşçular, İbni Sinalar burada sayamadığım nice İslam dünyasının düşünürü, bilim adamının ortaya koyduğu temeller üzerine batı yeni şeyler söylemiş. Ama biz çok sonraları öğrendik.
Fil dişi kulelerden dipnotlara yıkımlar.
Batının ulaşılmaz elitleri kendi fil dişi kulelerinde yedikleri naneler son haftalarda önümüze saçılıp saçılıp duruyor. Komplo teorisini de biz yazarız gerçekleri saklarız dedilerse de olmadı. Bir yarışmada orta yaşı geçmiş bir kadın yarışmacı, İngiliz kraliçesine selam gönderiyordu. Çok beğeniyormuş majestelerini. İşte bu zihniyetin inanmak istediği o batı çöküyor. Hem de tüm pisliği ile. Dipnotlarla makalelere referans gösterilen batının büyütülmüş isimleri sapkınlarla iş birliğinde. Büyük büyük üniversitelerin profesörleri sapkınlara hizmet ediyormuş. Birlikte herhalde kuram veya teori konuşuyorlardı!
Asla bu vatanın evlatları olamadılar.
Tam da şu sapkın örgütün pisliği ortaya dökülmüşken edebiyatçı Orhan Pamuk kitabından uyarlanan TV dizisinin galasında; “doğulu erkeklerin pisliklerinden benim de kafamda var” deyip gülüyor. Güya doğuyu aşağılayacak. Algı yapacak. Rahmetli mütefekkir Samiha Ayverdi’ye 80lerde sağ, sol kavgalarının olduğu o terör dönemlerinde yazar Aziz Nesin dergisinde yazması için teklif getiriyor. Samiha Ayverdi çok dikkate almıyor. Bir gün Samiha hanım evde çalan telefonu kendisi açıyor. Karşısındaki kişi Aziz Nesin. Aziz Nesin konuyu tekrar izah ediyor ve efendim siz bu vatanın evladısınız diyor. Herhalde ikna etmek için bu şekilde bir söz kullanıyor. Samiha Ayverdi’nin müthiş cevabı; “ama ben sizi bu vatanın evladı olarak görmüyorum” diyor. Bu kadar keskin ve net.
Batı batıyorken doğuyor
Bundan sonra batı ve medeniyet kelimesini yan yana kullanan insanla muhabbetim o anda biter. Yıllarca demokrasi, insan hakları, çocuk hakları vesaire diye yutturdukları kurumların başındakiler kırmızı başlıklı kızı yiyen kurtmuş. Batı çöküyordu zaten. İnsanları dinden uzaklaştırdılar. Batı gençliğini uyuşturdular, ahlaki değerleri sömürdüler. Ama insan bu ya, içinde umut tohum var arar bir umut kırıntısını. Gazze sayesinde batı aslında aradığının İslam olduğunu gördü. Evet batının bir tarafı çökerken bir taraftan da güneş batıdan doğuyor vesselam.
Betona dondurulmuş vahyin kenarından geçiyoruz, şehir denilen mezarlıklarda. Hatta her daim inen vahyi gömüyoruz betona, beton katmanlara arşa doğru. Ne garip ki bedenimizi eninde sonunda toprağa emanet ediyoruz yaşarken yaptığımızın aksine. Sonra başımıza diktikleri mezar taşı gerçeğimiz oluyor. Çok kısa adımız soyadımız ve doğum ile ölüm tarihimiz baş ucumuzda kimliğimiz oluyor. Ne kastımız vardı yaşarken ağacın gölgesinde serinlemek yerine asfaltta erimeyi seçmek. Ruhumuza inen vahye betondan perdeler çekmek, neden? Oysa bir yaprağın rüzgârda hafice salınımında hissedebilirdik yaratılışın güzelliğini ve bitimsizliğini ve hatta her an yeniden dirilişini. Doğanın kendisi vahyin etrafımızı çepeçevre sarmasıydı. Doğar doğmaz bir kuzunun melemesindeki o mucizeyi görmek, uçsuz bucaksız kırlarda koşmak, başımız dönene kadar kır çiçeklerinin içinden çiçek tozlarına bulana bulana geçmek.. Vahiy bir ırmak gibi tertemiz akan suda yıkanmaktır. Kuru........
