Sübhâneke kelimesiyle dünyamıza...
Neden sübhâneke kelimesi dünyamıza bakıyordu ve ne demekti? Sübhâneke kelimesi “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz” anlamına geliyordu. Yâni Rabb’imiz “Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu”2 sırrı ile her şeyi en güzel yapan ve yaratandı. Oysa zâhir bir bakışta birçok hadise bize çirkin görünüyordu ve işin hakikatine her zaman vâkıf olamadığımızdan ümitsizliğe düşme riskimiz vardı.
Halbuki Rabb’imizin yarattıklarının hepsi güzeldir; ya kendi güzeldir ya da neticeleri itibariyle güzeldir. Bu bakış açısına sahip olamadığımız sığ anlayışlar, bizi çaresizliğe sürüklüyor, hatta hâşâ Rabb’imize karşı sû-i edepte bulunup merhametsizlikle itham etme cüreti veriyordu. Dünyamızın bundan etkilenmemesi, ancak namazın çekirdeği hükmünde olan ve namazdan sonra 33 defa tekrarlanarak takviye edilen bir zikirle olmalıydı. Biliyorduk ki sübhâneke ile kusur, hata, yanlış ve çirkinlik gibi durumlar asla yoktu. Bu zikirle biz bunu hem kendimize hem etrafımıza ilan edip düşünce sitemizi gözden geçiriyorduk. “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” sözü burada tam anlamını kazanıyordu.
Ayetin mealine baktığımızda Hz. Yunus’un (as) öfkelenerek kavmini terk ettiğini, onlardan ümit kestiğini ve bu yüzden Rabb’inin kendisini sıkıntıya sokmayacağını sandığını görüyoruz. Oysa insanın vazifesi ihlasla emir dairesinde hizmet etmektir; sonuç Rabb’imize aittir. Sonuca odaklanıp hareket ettiğinde, istediği sonuçların gelmemesi insanın ümidini kırıp yeise sokuyordu. Çünkü sonucu idare etmek insanın kaldıramayacağı bir yüktür. İnsanın dünyadaki vazifesi emir çerçevesinde hareket etmekti. “Sen dilediğin kişiye hidayet veremezsin.”3 hakikatine........
