Dört partinin sıralaması
Risale-i Nur, gelip geçici isim ve resimlerle uğraşmaz, asıl olan “müsemma”, yani isimlerin arkasına saklanan manalardır. “Parti” lafzına takılmamak gerekiyor.
Kardeşlerimizden biri bir detaya dikkat çekti: Metnin devamında bu dört zihniyetin sıralaması değişiyor ve “İttihad-ı İslâm” zihniyeti ilk sıraya, “Demokrat” manası ise en sona yerleşiyordu. “Bu sıralamadaki değişikliğin bir anlamı var mı?”sorusunu ortaya bıraktı.
Biliyorduk ki, Risale-i Nur demokratik zihniyete Kur’ân, Vatan ve İslâmiyet adına destek veriyor, meşrûtiyet-i meşrua ve hürriyet-i şer’iye ile sağlam bir metne dayandırıyordu. Ancak bu mutlak bir rıza değil, “ehven-i şer” (şerrin en az zararlı olanı) kaidesiyle verilen bir destekti. Maksat, “a’zam-ı şer”den (şerrin en büyüğünden) muhafaza olmaktı. Siyasetin bizzat kendisi “şer” kategorisindeydi.
İşte tam bu noktada, meclisteki kardeşlerimizden birinin tespiti, zihinlerimizde şimşekler çaktırdı: “Buradaki diziliş, a’zam-ı şerden ehven-i şerre doğru giden bir sıralama!”
Ağır bir tezdi bu. Din adına ortaya çıkan bir siyaset anlayışı, nasıl a’zam-ı şer olabilirdi? Hemen telefon ekranlarından Risalelerdeki hakikatlerin izini sürmeye başladık. Karşımıza çıkan satırlar, hakikati yüzümüze vuruyordu:
“Kur’ân’ın elmas gibi hakikatlerini, ehl-i gaflet nazarında cam parçalarına indirmemek ve kıymettar hakikatlere ihanet etmemek...”
“...şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete alet etmeye mecbur olacağından...”
Anlıyorduk ki, yeryüzündeki hiçbir zarar, dinin kudsî elmaslarının, siyaset pazarında cam parçası fiyatına düşürülmesinden daha büyük olamazdı. “Asıl musibet ve muzır musibet dine gelen musibettir.” hakikati tam da buydu. Zira “Din dâhilde........
