Gıybet olur düşüncesi ile yanlışa yanlış demeyecek miyiz? -2
Bu iletişim sırasında kimi zaman yanlışları dile getirmek, kimi zaman da hataları değerlendirmek zorunda kalır. Ancak hakikati söylemek ile gıybet etmek arasındaki sınır her zaman belirgin değildir. Bizler konuya yaklaşırken, Risale-i Nur perspektifinden bakarak, meseleye sadece fıkhî bir açıdan değil, kalbin terbiyesi ve ihlâs ekseninden yaklaşmamız gerekecektir.
Günümüzde en çok karıştırılan meselelerden biri şudur: “Gıybet olmasın diye yanlışlara hiç dokunmayacak mıyız?” Bazıları her tenkidi gıybet sayarken, bazıları da “doğruyu söylüyorum” diyerek insanların şahsiyetlerini hedef alabilmektedir. Hâlbuki Risale-i Nur’un ortaya koyduğu ölçüler, bu iki aşırılığın da doğru olmadığını gösterir.
Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da daima şahısların değil, hak ve hakikatin tarafında olmayı ders verir. Bir söz veya davranış yanlışsa, onu yanlış olarak ifade etmek hakperestliğin gereğidir. Ancak bu ifade, kişiyi tahkir etmek, küçük düşürmek veya itibarsızlaştırmak için değil; hakkı ortaya koymak ve yanlışı düzeltmek için yapılmalıdır.
Gıybet, yalnızca dilin bir günahı değil; enaniyet, ucb ve adavet gibi kalbî hastalıkların dışa vurumudur. İnsan başkasının kusurunu konuşurken çoğu zaman farkında olmadan kendi nefsini temize çıkarma eğilimindedir.
Bediüzzaman, özellikle İhlâs Risaleleri’nde mü’minlerin birbirlerinin kusurlarını araştırmak yerine güzel yönlerini öne çıkarmalarını tavsiye eder. Çünkü kusurları yaymak muhabbeti azaltır; muhabbetin azalması ise ihlâsı zedeler. Bu nedenle bir mü’minin ilk vazifesi, kardeşinin ayıbını teşhir etmek değil, mümkünse örtmek ve onun ıslahına yardımcı olmaktır. Bu, mü’minin içinde bulunması gereken asıl duruştur. Lakin Risale-i Nur, yanlışların tamamen görmezden gelinmesini de tavsiye etmez. Hak ve........
