menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşta, at üzerinde yazılan eser - Said Nursî’yi Jung Psikolojisi üzerinden okuma denemesi-3

21 0
25.03.2026

Jung’un ifadesiyle, bu eserler ego tarafından değil, psişenin doğal ve kaçınılmaz ifadeleri olarak doğmuştur. 

Bu gün akademinin konforlu hayatında onu eleştirenler, elbette her âlim gibi onu eleştirebilirler. Ama eleştirinin de bir ahlâkı var. Bunlardan birisi de, ilim ve hakikate saygı göstermek adına onun eserlerini oluşturduğu sosyolojik ve psikolojik bağlamı anlamaya çalışmaktır. Aynü’l-Kudat’ın işaret ettiği, ama dinletemediği irfan mektebinin terminolojisini ve dilini anlamaya çalışmaktır.

Dahası, Üstad’ın yazısının devamında, “Cevabı verdim, itmam etmeden uyandım” ifadesi Jung’un tarif ettiği sınır durumudur. Bu fenomen, bilinç ile bilinçdışı arasındaki temas anı, sembolik bilginin taşınma süreci ve yarı uyanıklık halidir. 

Jung transisyonel bilinç durumu olarak nitelediği bu durum, tasavvuf erbabında sıkça görülür. Vahiy eşiği tecrübeleri olarak adlandırılabilecek bu durum, (irfan mektebinin üstatları bunu “ilham” olarak adlandırırlar), güçlü sezgi anları ve arketipsel/üretken aydınlanmalar şeklinde kendini gösterir. 

Bu Rumuz’daki bu kısa metin bile Said Nursî hakkında şu psikolojik özellikleri açıkça ortaya koyar:

• Güçlü içe dönük yapısi: Dış dünyadan ziyade iç dünyada yaşama eğilimi. Çam Dağı'nda, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde bir menzilde tek başına yaz aylarını geçirmesi; “İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim”.

• Yüksek sezgisel (hads) tefekkür: Somut olana değil, daha çok sembolik gerçekliğe yönelme; kâinatı bir kitap; esma-i husnâ’nın tecelli ettiği bir ayna olarak görme.

• Buluşçu bilinçdışıyla temas: Rüyada fikrî üretim.

• Arketipsel rehberlik deneyimi: Derunî Hoca ile diyalog. Üstad, başta Hz. Peygamber olmak üzere İmam Ali, Abdülkadir Geylânî ve İmam Rabbanî gibi birçok şahsiyetlerle yoğun bir iletişim halindedir. Bu kişiler onun için sadece geçmişte yaşamış değil, aynı zamanda onunla konuşan ve ona yol gösteren rehberlerdir. 

• Misyon bilinci: Hayattaki misyonun derunî kaynaklı olması. Hayatlarını güce, menfaate ve otoriteye göre değil, bu derin idrak ışığında belirlemeleri. Yeri geldiğinde hayatları pahasına doğruyu dile getirmede çekinmemeleri. Sokrates’ten Said Nursî’ye, akademinin kürsüleri yerine, idam sehpalarında ve mahkeme salonlarında fikirlerini dile getirmeleri; hedef kitleye ulaştırmaları.

Literalist........

© Yeni Asya