Topuzun gölgesindeki Nur-1
Habil ile Kabil’den başlayan bu kadim kavga, çağlar boyunca farklı kılıklara bürünse de mahiyetini hiç değiştirmemiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin bilhassa bu zamanın şartlarını dikkate alarak “Biz nur talebesiyiz, topuzcu değiliz” hakikatinden mülhem bu iki kavram; gücü, hakikati, yönetimi ve insan ruhunun derinliklerindeki meyilleri simgeler.
Topuzun Hükümranlığı: Zora ve Korkuya Dayanan Güç
Topuz; kesiftir, yoğundur ve kaba kuvveti temsil eder. Zorlukları tatlılıkla değil, baskıyla halletmeyi seçer; kolay olan meselelerde dahi varlığını hissettirmesi, korku salması yeterlidir. Nefse ve duyu organlarına hitap eden, görünür bir nesnedir topuz. İçinde menhus ve meş’um (uğursuz) bir lezzet barındırır.
Topuzu tutan el, zamanla topuzun kendisine dönüşür; hırs ve tahakküm arttıkça o meşum zevk daha da katmerlenir. Sadece insanlar değil; hayvanlar, tabiat ve bütün bir ekosistem bu kaba kuvvetin tezahüründen nasibini alır. Çünkü topuz, yalnızca topuzculara hizmet eder.
Topuz, yapısı gereği hep yukarıda durmak zorundadır. Hükmünü sürdürebilmesi için herkes tarafından görülmesi, bilinmesi ve her an birilerinin tepesine inebileceği hissini canlı tutması gerekir. İnince ne kadar can yakıcı olduğu anlatılmalı; görenler göremeyenlere, korkanlar korkmayanlara aktarmalıdır ki gücün baskıcı etkisi halka halka yayılsın. Böylece insanların kalplerinde bir makam edinir; fakat bu makam sevgiden değil, çaresizlikten ve mecburiyetten kaynaklanan doymak bilmez bir korkudan ibarettir.
Topuz, siyaseti, devleti ve katı gücü temsil eder. Elbette toplumun huzuru, emniyeti ve dış tecavüzlere karşı durabilmesi adına devlet gücü ve müeyyidesi gereklidir; Ehl-i Sünnet anlayışında devlet emniyetin........
