Sahte cennet ile sahte cehennem arasında -2
Parıltılı tüketim cennetinin büyüsüne kapılmış birey, eş zamanlı olarak sistemin diğer yüzüyle, korku ve tehdidin sahte cehennemiyle de karşı karşıyadır. Sistemin cehennemi gerçek bir hatayı cezalandırmak için değil; boyun eğmeyenleri hizaya sokmak ve çarkların dışında kalanları tecrit etmek için çalışır.
Sahte cehennem korkunun, mahrumiyetin ve tehdidin tüm alanlara yayılmış halidir. Şirketlerin ekran izleme yazılımları, güvenlik birimlerinin GPS takipleri ve mesaideki dijital denetim mekanizmaları insan hayatını panoptikan bir hapishaneye dönüştürür. Geçim derdi; tükenmeyen kredi borçları, ipotekler ve ay sonu stresi suretinde sinirsel çaresizlik ve panik hali üretir. Sistemin normlarına uymayan, itiraz eden bireylerin ya da ülkelerin -mesela- ‘terörist’ ilan edilerek küresel sistemden dışlanması ise ekranlarda bir şova, diziye ve canlı yayın eğlencesine dönüştürülür; cehennemin bir yüzü naklen yayınlanan bir gösteriye çevrilir. Güvencesizlik ve linç korkusu içinde çırpınan birey için hayat, faturasını ödeyebilmek, tatil paketlerinden faydalanabilmek, ekran şovunun kurbanı olmamak için her türlü baskıya boyun eğmek demektir.
İlk bakışta sahte cennet ile sahte cehennem zıt dünyalarmış gibi görünebilir. Oysa modern sistemin en büyük hilesi tam da bu noktada gizlidir: Bize cennetin kapısını açan ile arkasındaki cehennemi yöneten, iş gören aynı yapılardır.
BlackRock, Vanguard ve State Street gibi dev küresel sermaye grupları bir yandan arzu mühendisliği ve tüketim markalarıyla sahte cenneti inşa ederken; diğer yandan aynı yapılar bankaların, kredi şirketlerinin, savunma ve silah sanayisinin ve borç mekanizmalarının hissedarı olarak sahte cehennemin sahibidir. Yani sahte cennetler de sahte cehennemler de aynı odaktan yönetilmektedir. İnsanlara önce tüketim cennetinin hayalleri pazarlanmakta; ardından o kapıdan girmenin faturası faiz, borç sarmalı ve........
