Üstad’ın 100 yıl önceki sürgünü (2)
“Risale-i Nur'un Barla'da telif edildiği ve kalemle istinsah edilerek neşre başlandığından Eskişehir hapsi zamanına kadar olan devrede Nur'un ilk müştak talebelerinin, Nurların hemen telifi zamanında, ilk okuyup yazdıklarında duydukları samimî hissiyat, kalbî ve ruhî istifade ve istifâzalarını dile getiren fıkralarını ve Hazret-i Üstadın da bazı mektuplarını ihtiva etmektedir.”
Sürgün hayatının en önemli meyvesi olan eserler (Külliyat), sadece dinî metinler değil; aynı zamanda dönemin sosyolojik yapısını ve bir "sivil itaatsizlik" modelini yansıtan tarihi belgelerdir. Özellikle bu dönemi temsil eden Barla Lâhikası ve eserlerin genel yapısı hakkında detaylara baktığımızda şu özellikleri görürüz.
Edebiyat açısından bakarsak, en çok "temsil" ve "kıyas" tekniğini kullanmıştır.
Anlaşılamayan bazı inanç konularını (öldükten sonra dirilme, kader, tevhid vb.) sıradan bir çocuğun veya bir köylünün bile anlayabileceği hikâyeler ve benzetmelerle (temsillerle) anlatmıştır. Risalelerde “tabiat tasvirleri” (Barla’nın dağları, Çam Dağı ve Eğirdir Gölü gibi), eserlerinde sıkça birer "tefekkür levhası" olarak kullanılır. Edebî üslubu, klasik Osmanlı Türkçesi ile o günün halk dilinin harmanlandığı, akıcı ve yüksek enerjili anlaşılabilir bir dildir
Buna göre özellikle “Barla Lâhikası”, bir haberleşme ve sosyoloji belgesi olarak kabul edilmeli. Said Nursî ile talebeleri arasındaki mektuplaşmalardan oluşur. Bu mektuplar o dönem için şu anlamlara geliyordu: Baskı ve sürgün altındaki bir topluluğun moralini yüksek tutma aracı (yani bir bakıma psikolojik destek) olarak.
Matbaanın olmadığı, dinî eğitimin kısıtlı olduğu bir dönemde; mektuplar ayrıca birer ders notu vazifesi........
