Makamlar mı, şahsiyet mi?
Her defasında aynı filmi seyredersiniz ama aynı insan olarak izlemezsiniz. Çünkü zaman değişmiştir, siz değişmişsinizdir. Dün fark etmediğiniz bir bakış, bugün size bir ömür anlatır. Bir cümle, yıllardır içinizde saklı duran bir yaraya dokunur. Bir şarkının nağmesi, geçmişin unutulduğunu sandığınız bir kapısını yeniden açar.
İnsan aslında seyrettiği şeylerde kendisini arar. Bazen filmin başrolünde kendisini görür. Bazen bir şarkının tek bir nağmesinde, bazen şairin bir mısrasında, bazen de kimsenin uğramadığı “Düşler Sokağı”nın tenha bir köşesinde... Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kendisinden kendisine yaptığı yolculuktur. Hayat da tıpkı bir film gibidir. Sahnesi değişir, oyuncuları değişir, roller değişir. Dün alkışlanan bugün unutulabilir. Dün önde olan bugün kenarda kalabilir. Bir zamanlar önemli görünen makamlar, yıllar sonra insanın hafızasında küçük bir ayrıntıya dönüşebilir.
Peki geriye ne kalır? Makam mı? Ünvan mı? Alkış mı? Yoksa insanın kendisi mi?
İşte asıl mesele burada başlar. Çünkü makam, insanın kim olduğunu göstermez; çoğu zaman insanların ona nasıl baktığını gösterir. Şahsiyet ise insanın kimse bakmıyorken nasıl davrandığıdır. Makam bir koltuktur. Şahsiyet ise o koltuk boşaldığında bile ayakta kalabilmektir.
Hayatım boyunca belki makamlar kaybettim. Belki bazı kapılar kapandı, bazı yollar ayrıldı, bazı insanlar uzaklaştı. Belki bir zamanlar değer verilen şeyler zamanla değersizleşti.
Ama bir şeyi kaybetmedim: Kendimi.
Çünkü insanın asıl yenilgisi makamını kaybetmesi değildir. Asıl yenilgi, makamını koruyabilmek için şahsiyetinden vazgeçmesidir. Bir makam uğruna susmak başka şeydir, vakar ile susmak başka...
Bir mevki uğruna eğilmek başka şeydir, tevazu göstermek başka... İnsan bazen başını eğebilir; fakat karakterini eğmemelidir. Zira insanın........
