Gecenin kıyâmı
Bir kızılca kıyametin tarifini yapar gibi... Bir kalb-i sükûnun izini sürer gibi... Nereye baksam, neyle uğraşsam, neye izin versem yüreğimde, hep bir yerlerden sızıp karşıma çıkan o şey... Beni bana tarif eden, bana beni anlatan şey... Bir söz kaç soluk eder?
Yarım kalıyor cümleler bazen. Bitmiyor, sonu gelmiyor hikâyelerin. Üzerinde ne kadar düşünürsem düşüneyim, gelivermiyor dilime her şey... Bir derd-i derûn şaşkınlığı... Bir kimyager titizliği... Bir güzel koku belki. Gelmiyor bir araya. Zamanın izdüşümü nakış nakış kendini işlerken geceye, hazin bir inilti yayılıyor etrafa. Görmek ve hissetmek üzerine yazılan onca şeyi tek lahzada çöpe atan o şey... Aşkın lahutî bakışı... Hüzünlü bir şarkı gibi gelip geçen, izlerini kalbe bırakan ve ordan bir daha çıkmayan şey...
Gecenin üzerime düşen rüzgârı, sonsuzluğun nefesinden nefha üflüyor gibi. Kapatıyorum gözlerimi, siliniyor her şey. Ne insanların sesi geliyor kulaklarıma, ne araba sesleri, ne de şehrin akşam telaşı, karmaşası işte. Her şey geçmiş ve yüzümde sadece yaşanan tatlı anılarımın pembeliği kalmış gibi... Sonsuzluğa........
