menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Afyon’u hapishane yap!”

33 0
07.09.2026

Beraatle neticelenen bu yargılama günümüz hâdiselerine yüz yıl öncesinden ışık tutmaya devam etmektedir. 

Bediüzzaman, emsalsiz savunmasını içeren “Divan-ı Harb-i Örfî” adlı eserinde; İttihad-ı Muhammedî kavramının dar siyasî fırkalara veya cemiyetlere hasredilemeyeceğini, bu mukaddes ismin bütün mü’minleri kapsayan umumî bir hakikat olduğunu belirtir. Bu minvaldeki isimler altında teşekkül eden fırkaların, toplulukların ise büyük bir sorumluluk altında olduklarından, yapacakları hataların o mukaddes isimlere de temas edebileceğinden son derece çekindiğini de belirtir. Ancak bu işin vicdanen mesuliyet yönüdür. Bu çeşit isimler altında toplananlardan hedefleri İslâm ahlâkı ile ahlâklanmak, imanını kâmilleştirmek ve sünnet-i seniyeyi yaşayabilmek olanlar ise hiçbir şekilde suçlanamaz. “Amacın buysa şu fırkaya ya da topluluğa değil de şuna git, katıl.” şeklinde zorlanamaz, yadırganamaz. Vicdanları besleyen dinamikler farklılık arz edebilir. Fıtratların çeşitliliğine bağlı olarak, gaye  aynı da olsa yollar farklılık gösterebilir.  Gaye-i maksadı iman olan bir kişinin bir gruba imanı için dahil olması onun yegâne hür tercihidir. 

İşte Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri savunmasının bazı bölümlerinde, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti üyeliğinin bir suç teşkil ettirilerek insanların cezalandırılmasına karşı; “Tekraren söylüyorum ki: İttihad-ı İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedî’nin (asm) cihetü’l-vahdeti tevhid-i İlâhîdir. Peyman ve yemini de imandır. Encümen ve cemiyetleri, mesâcid ve medâris........

© Yeni Asya