Ümidin muhafazası
Oysa Risale-i Nur’da karşımıza çıkan “müsbet hareket” anlayışı, sathî bir iyimserlik değil; imanî bir disiplin ve ahlâkî bir tercihtir. Bu anlayış, şartlara göre değişen bir ruh hâli değil; prensipli bir duruştur. Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı, bu prensibin fiilî bir tefsiri gibidir. En ağır sürgünlerde, hapislerde ve baskı dönemlerinde dahi o, yıkıcı bir dil kullanmamış; şahıslarla değil fikirlerle mücadele etmiş; öfkeyi değil sabrı esas almıştır. Çünkü ona göre mü’min, hadiselerin zahirine takılıp kalmaz; arkasındaki kader ve hikmet boyutunu nazara alır.
Risale-i Nur’da yeis, sıradan bir moral bozukluğu değildir. Ümitsizlik, rahmet-i İlâhiyeye karşı sû-i zan manasına gelebilecek tehlikeli bir ruh hâlidir. Bu sebeple Bediüzzaman, talebelerine her şart altında ümit damarını canlı tutmayı ders vermiştir. Neticeyi değil vazifeyi esas almak; başarının ölçüsünü görünür sonuçlara bağlamamak; hizmeti rıza-yı İlâhî ekseninde değerlendirmek bu anlayışın temel taşlarıdır.
Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-i İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. (Emirdağ Lahikası, 371. mektup, s. 575)
Müsbet hareket yalnız fiilî tavırda değil; dilde de kendini göstermelidir. Çünkü kelimeler ruh hâlini besler, ruh hâli ise........
