menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Az daha okuyup ormancı olsaydın ya?”

5 0
previous day

Okulda dersleri artık iyice yoğunlaştırmış, bir an önce çocuklara okuma yazmayı öğretmenin telaşına düşmüştüm. “Sürgülü cümle oyunu” büyük ilgi görmüş, çocukların öğrenme şevki artmıştı. Kısa zamanda ilk öğrencilerim okumaya ve yazmaya başlamışlardı.

Ben de boş durmuyordum. Çocuklardan, evlerine gidince oyalanmadan biraz dinlenmelerini, ardından derslerine çalışmalarını ısrarla istiyordum. Hatta bazı günler, okul paydosunda hızlıca minarenin şerefesine çıkar, çocukların evlerine dağılışlarını oradan gözetlerdim. Öğretmenlik, daha ilk görev yerimde bütün benliğimi sarmıştı.

Bu yoğun günlerimden birinde, öğle paydosunda gençlerden biri yanıma geldi.

— Hocam, köy odasında misafirler varmış. Muhtar sizi de davet ediyor.

“Davete icabet sünnettir” deyip köy odasına gittim. Kapıyı açarken selam verip, “Hoş geldiniz.” dedim. Odaya doğru ilerlerken dikkatimi dışarıdaki hareketlilik çekti. Köylülerden ikisi ellerinde birer atla hayvanların terini soğutuyor, bir başkası yem ve saman hazırlıyordu. Hatıpların Ömer Ağa da üzerinde kapaklı bakır kapların bulunduğu büyük bir tepsiyle merdivenlerden çıkıyordu.

Anlaşılan misafirler hatırı sayılır kişilerdi. İçeri girdiğimde, yer sofrasına kapaklı bakır kaplarla mükellef bir yemek dizilmişti. Sofrada bağdaş kurmuş iki ormancı oturuyordu. Yüzleri bana yabancı gelmemişti. Sanki daha önce bir yerde görmüştüm. Muhtar Salih ve Ömer Ağa da sofradaydı.

— Hocam, buyurun. Köyümüz adına özür dileriz. İşlerimizin çok yoğun olduğu bir zamanda gelmişsin.

Sofraya oturdum. Ormancılardan biri gülümseyerek:

— Hocam, Aşçı Halil’de sizi görünce çok üzüldük. Bu köy çok misafirperverdir. Fakat kimse sizin farkınıza bile varmamış.

İşte o anda hatırladım. Beni uzaktan gözleyen, Aşçı Halil’de bir acı........

© Yeni Asya