menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sivri sinek saz

14 0
09.04.2026

“Devlet” dediğimiz siyasî yapı, bir milletin maddî ve manevî değerlerine sahip çıkmak; eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik gibi ana konularda milletine, toplanan vergilerden meydana gelen bütçe ile herkese eşit şartlarda hizmet eder.

Bu durumda hiç kimse, “devletin malı benim malım” diyerek gereksiz harcamada bulunamaz ve kaynakları israf edemez. Yani, “devletin malı deniz” mantığıyla savurganlık yapamaz.  

Böyle düşünmek millete karşı bir haksızlık, devlete karşı işlenmiş bir suç ve dinen de haram olan fiildir. Buna göre, sorumluluğun en başında “koruma” faktörü gelmektedir.

Vatanı koruma, devleti koruma, devletin malını koruma ilâ âhir…

Bir çalışanın, ıslak elini devletin masasındaki devletin kâğıdına silip çöp sepetine atması ne ise; devletin her türlü vasıtasını, akaryakıtını, malını mülkünü şahsî işlerinde kullanmak; devletin elektriğini lüzumsuz yere yakmak, suyunu israf edip akıtmak da odur.

Bu konuda ahlâkî bir örnek teşkil edecek aktüel bir olay:

Bir ülkede, makam aracı ve şoförünü şahsî öğle yemeği için kullanan Ulaştırma Bakanı, kamu kaynaklarını kötüye kullandığı gerekçesiyle gelen tepkiler üzerine görevinden istifa etmiştir.

Davranış, tam da Âkif’e sorulan “Avrupa’yı nasıl buldunuz?” sorusuna, “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi” cevabı.

Devlet malında -büyük küçük- milletin her ferdinin hakkı olduğu için, yapılan........

© Yeni Asya