menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ben hürriyete gidiyorum

9 6
16.02.2026

Bu, nefsin keyfî serbestliği değil; kulun Rabbine karşı şuurlu bir ubudiyetle ayağa kalkışıdır. Çünkü hakikî hürriyet, insanın başıboş kalması değil; Hâlık’ına kul olduğunu idrak etmesiyle başlar.

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren pek çok bağ ile kuşatılır. Aile, çevre, gelenek, korkular, beklentiler… Bunların bir kısmı hayatı tanzim eden hikmetli çerçevelerdir. Fakat insanın asıl imtihanı, bu çerçeveler içinde kendi iradesini nerede konumlandırdığıdır. Bir gün gelir, vicdanında bir sual yankılanır: “Ben kime kulum? Neye hizmet ediyorum?” İşte hürriyete giden yol, bu sualin ciddiyetle ele alınmasıyla başlar.

Risale-i Nur’un nazarında hürriyet, nefsin her arzusunu serbest bırakmak değildir. Bilakis, nefsin esaretinden kurtulmaktır. Çünkü insan bazen zincirlerini kırdığını zannederken, heva ve hevesine esir olur. Hakikî hürriyet; yalnız Allah’a kul olup, mahlûkata kul olmamaktır. İnsan Rabbine kul oldukça, başkalarının tahakkümünden kurtulur.

Hürriyet sorumluluk ister. İrade, bir nimettir; fakat mesuliyeti de beraberinde getirir. Seçebilmek, neticelerine katlanmayı da göze almaktır. Kul, yaptığı tercihlerden hesaba çekileceğini bildiği ölçüde hürriyetini istikamet üzere kullanır. Hesapsız bir serbestlik, hürriyet değil; gaflettir.

“Ben hürriyete gidiyorum” diyen insan, aslında nefsinin despotluğundan kurtulmaya gidiyordur.........

© Yeni Asya