menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sözlerinin arkasında, pratiğinin neresinde? – 2

6 0
previous day

İlk yazımın ardından telefonlar, mesajlar geldi.

Okurlarımdan bazıları, yazıda dile getirdiğim soru ve iddiaların haklı olduğunu, hatta benim yazdıklarımdan çok daha fazlasına bizzat şahit olduklarını söyledi.

Kimileri isim verdi, kimileri yaşadıklarını anlattı.

Benim açımdan burada önemli olan şu:

Gazetecinin görevi duyduğu her şeyi doğru kabul edip yazmak değil; iddiaları araştırmak, soruyu sormak ve cevabı aramaktır.

Fakat şu da bir gerçek:

İlk yazıda sorduğum sorulara cevap gelmedikçe, okurlardan gelen yeni bilgiler meseleyi daha da büyütüyor.

Ve şimdi bazı noktaları düzeltip yeniden soruyorum.

ÖNCE BİR DÜZELTME: DOKUZ DEĞİL, YEDİ KİŞİ

İlk yazımda dokuz kişi üzerinden bir iddiayı gündeme getirmiştim.

Yeni bilgiler ışığında rakamı düzeltiyorum:

Dokuz değil, yedi kişi.

Fakat asıl önemli ayrıntı sayı değil.

Söz konusu kişilerin TBMM’de Yeni Yol Grubu kadrosunda hâlâ görünen isimler olduğu yönünde bilgi var.

Daha da önemlisi, bu yedi kişiden beşinin fiilen işe gelmediği ve çalışmadığı hâlde maaş almaya devam ettiği yönünde yeni bir iddia bulunuyor.

Burada açık konuşalım:

Ben bu iddiayı kesinleşmiş bir gerçek olarak yazmıyorum.

Cevap bekleyen ciddi bir iddia olarak ortaya koyuyorum.

Çünkü konu artık yalnızca parti içi bir tartışma değil.

TBMM’deki bir siyasi grup kadrosundan ve kamu kaynağından söz ediyoruz.

O hâlde sorular da çok açık:

Hangi görevlerde görünüyorlar?

Fiilen nerede çalışıyorlar?

Beş kişinin işe gelmeden maaş aldığı iddiası doğru mu?

Doğru değilse, fiilî çalışma durumları ve görevleri neden açıklanmıyor?

Doğruysa bunun gerekçesi nedir?

Ve ilk yazımda yer verdiğim, Davutoğlu’nun kendi ekibindeki bazı isimlerin Yeni Yol Grubu bünyesinde tutulmasını istediği yönündeki kulis iddiası bu isimlerle bağlantılı mı?

Bu soruların cevabı aslında çok zor değil.

Kayıtlar açıklanır, görevler ortaya konulur, mesele aydınlanır.

“SÜKÛT İKRARDANDIR” DEMİŞTİM

Ben de o yazıda “sükût ikrardandır” ifadesini kullandım.

Bugün aynı noktaya yeniden dönüyorum.

Elbette susmak hukuken bir iddianın doğruluğunu kanıtlamaz.

Ama gazetecilikte cevapsız bırakılan soru da ortadan kalkmaz.

Hele ki aradan sonra yeni bilgiler........

© Yeni Ankara