menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şehir ve Kültürel Diplomasi

9 0
latest

Şehir ve Kültürel Diplomasi

Tarih sayfaları, devletlerin yükseliş ve çöküş hikâyeleriyle doludur. Roma İmparatorluğu yıkıldı; ancak Roma şehri taşı, ruhu ve yaşayan mirasıyla ayakta kalmayı başardı. Osmanlı üç kıtaya yayılan bir sevgi medeniyeti olarak tarih sahnesindeki yerini alırken, onun payitahtı İstanbul bugün hâlâ medeniyetimizin ebedi merkezi olarak ihtişamını koruyor. Anadolu Selçuklu Devleti’ni tarihin sayfalarında yalnızca bir başlık olarak görebilirsiniz; fakat o devletin başkenti ve Mevlânâ’nın Konya’sı, irfanıyla gönül dünyamızı beslemeyi asırlardır sürdürüyor.

İbn Haldun’un tespit ettiği üzere devletler, belirli bir zaman diliminde hüküm süren siyasi organizasyonlar olarak kurulur, dönüşür veya tarih sahnesinden çekilirler. Şehirler ise medeniyetlerin yaşayan şahitleridir. “Bir şehri marka yapmak”; o şehrin tarihsel birikimindeki irfanı bugünün ihtiyaçlarıyla harmanlayıp gelecek kuşaklara bir “medeniyet emaneti” olarak sunma sanatıdır. Bu noktada şehirlerin devletlerden daha dirençli olmasının sırrı, taşın ve toprağın üzerine nakşedilen o kadim mesajda yatar. Bir devlet askeri veya ekonomik güçle hüküm sürerken; şehirler üzerine inşa edilen sanat, edebiyat ve irfanla varlığını idame ettirir.

Şehir markalaşması, bir şehrin tarih boyunca yoğrulan kendine has vasıflarını ve kurucu kimliğini stratejik bir akılla dünyaya anlatabilme becerisidir. Ancak her şehir kolaylıkla marka olamaz. Gerçek bir marka şehir olmanın zemininde yüzlerce yıla yayılan bir kültürel birikim, derin bir irfan ve yaşanmışlık yatar. Marka dışarıdan ithal edilemez; şehrin kendi bağrından, taşından ve toprağından süzülür. Bu, salt bir pazarlama çabası değil; şehrin tarihsel karakterini ve öne çıkan kabiliyetlerini bugün herkesin soluyabileceği birer medeniyet değerine dönüştürme........

© Yeni Akit