menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Halkımız ve devrimcilerle ilişkiler

20 0
28.08.2026

www.yildirimkoc.com.tr

Halkımızın bazı özelliklerine ilişkin gözlemlerimi bir önceki yazımda özetlemiştim. 12 Eylül öncesinde ve sonrasında sosyalistlerin halkımızla ilişkilerine ilişkin bazı tespitler de aynı doğrultudadır.

1960’lı yıllarda ve özellikle Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’ın önemli bir bölümünü kontrolü altına alması ve 1975 yılında Türkiye’deki ABD üs ve tesislerine el koyması sonrasında ABD’nin başlattığı ve milliyetçi-mukaddesatçı kesimleri kullanarak gerçekleştirdiği saldırı süreci, sosyalist hareketin tarihinde görülmemiş bir kitleselleşmeye neden oldu. Ancak bu kitleselleşme kalıcı olamadı.

İnsanların büyük bölümünün yalnızca kısa vadeli çıkarlarıyla hareket ettiğinin göstergelerinden biri, 12 Eylül 1980’e kadar ülkücülerin saldırılarına karşı canlarını ortaya koyarak mücadele edenlerin 12 Eylül sonrasında yaşadıkları büyük hayal kırıklığıdır. 12 Eylül sonrasında Milli Güvenlik Konseyi’nin talimatıyla yüzbinlerce insan işkenceden geçirildi; büyük bir baskı rejimi uygulandı. Bu baskı, halkın sosyalistlerden kopmasında çok etkili oldu. Ancak darbe öncesinde sosyalistlere destek veren insanların çok büyük bölümünün gerekçesi, devletin ve CHP’nin onları korumadığı koşullarda, ülkücülerin saldırılarına karşı onları sosyalist örgütlerin silahlı güçlerinin korumasıydı. Devlet ülkücülerin bu saldırılarını durdurunca, sosyalistlere duyulan ihtiyaç anında sona erdi; sosyalistlerin var olduğunu sandığı kitle desteği bir anda ortadan kayboldu. Sınıf çelişki ve saflaşmalarına dayanmayan ve halkın sosyalist programları bilmediği ve benimsemediği koşullarda, bu destek, ihtiyacın ortadan kalkmasıyla, aniden sona erdi.

12 Eylül Darbesi sonrasında sosyalistlerin yaşadıkları hayal kırıklığının bazı örnekleri aşağıdadır:

Devrimci Yol’un yöneticilerinden Mehmet Ali Yılmaz şunları söylüyordu:

“80 yazında, mücadelenin giderek kızgınlaşması, özellikle de sıkıyönetim baskısının ağırlaşması nedeniyle, benim tespitim, kitlelerde bir geri çekilme söz konusu oldu. Özellikle gecekondu mahallelerinde, artık insanlar devrimcilere eskisi gibi evini açmamaya başladı. Belli kaçamak durumlar, uzlaşma eğilimleri ortaya çıkmaya başladı. Yani kitle tabanında bir büzülme söz konusu olmaya başlamıştı belirli çevrelerde. Özellikle bu Ankara’nın bir takım mahallerinde bir hayli zorlanmamıza rağmen giderek böyle bir durum ortaya çıkmaya başlamıştı. (…) Bir süre sonra düşmeye başladı kitle katılımı. Nöbete çıkan insan sayısı azalmaya başladı. Daha sonra hep düştü, sürekli geriye gitti. Oraya gönderdiğimiz arkadaşların etrafında beş on kişi kaldı sonuçta.” (Tarihle Söyleşiler-1, Özgür Açılım Yay., Ankara, 2014;268-269)

“12 Eylül’den sonra, tabii devrimcilere dönük büyük operasyonlar başlatıldı. Sıkıyönetim ilanından sonra da bir baskı dönemi olmuştu, sonra biz onu mücadeleyle atlattık bir ölçüde, şimdi de benzer bir durum yaratabiliriz gibi bir düşünce vardı bizde. Yani direne direne biraz kayıp veririz ama sonuçta bunlar bizi tasfiye edemezler gibi. Belki de gereğinden çok kendimize güvendik o........

© Veryansın TV