menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cumhuriyet döneminde burjuvazinin zayıflatılması

29 0
22.06.2026

Türkiye’de burjuvazinin yapısı ve bu yapıda zaman içinde meydana gelen büyük değişiklik incelenmeden bazı değerlendirmeler yapılmaktadır. Bunların büyük çoğunluğu gerçekleri yansıtmaktan uzaktır.

1897 yılındaki Osmanlı-Yunan Savaşı’nda, 1912-1913 Balkan Savaşları’nda, Birinci Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşımızda, Osmanlı vatandaşı Rumlar ve Ermeniler’in büyük bölümü düşmanla açık bir biçimde işbirliği yaptı, topladıkları paraları düşmana aktardı, düşman ordusuna katılıp vatan hainliği yaptı. Özellikle Kurtuluş Savaşımız sırasında Osmanlı uyruğu Rumlar, Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunun yaklaşık yüzde 30’unu oluşturdu. Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanınca, işbirlikçilerden kurtulma mücadelesi, aynı zamanda gayrimüslim Osmanlı burjuvazisinin kalıntılarının önemli ölçüde tasfiye edilmesini de getirdi. Gayrimüslim Osmanlı burjuvazisinin Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilen kesiminin büyük bölümü, bir süreç içinde ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. 1945 yılına kadar, gidenlerin ekonomide yarattıkları boşluğu devlet doldurdu, Atatürk’ün Türkiye’ye özgü sosyalizm modeli çerçevesinde “devlet sosyalizmi” uygulandı. 1945 yılından sonra, giden sermayedarların yerini Müslüman sermayedarlar aldı ve bunların büyük bölümü de milli çıkarlar doğrultusunda hareket etmek yerine, uluslararası sermaye ile ortaklık içinde faaliyet gösterdi.

1919 yılından 1945 yılına kadarki süreçte Osmanlı’dan devralınan burjuvazi büyük kayıplara uğradı; onların boşalttıkları yerleri “milli burjuvazi” değil, Türkiye’ye özgü bir sosyalizm doğrultusunda uygulanan devletçilik ve çeşitli biçimlerde kamu mülkiyeti aldı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Osmanlı Rumlarının önemli bir bölümü işgalci Yunan ordusuna katıldı. Osmanlı Rum burjuvazisi de işgalcileri maddi ve manevi olarak destekledi. Yunan ordusu yenilince, Anadolu Rumlarının ve Ermenilerin epeyce bir bölümü Yunan ordusuyla birlikte İzmir’e ve kıyı kentlere ve oradan da Yunanistan’a kaçtı. İstanbul’a kaçanlar da oldu. Bu süreçte Osmanlı Rum ve Ermeni burjuvazisinin bir bölümü Türkiye’yi terk etti.

1923 yılında Yunanistan ile imzalanan Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine Dair Sözleşme uyarınca 1923-1924 yıllarında Türkiye’den Yunanistan’a 1,5 milyon kişi göç etti. Yunanistan’dan gelenlerin sayısı da 379.913 idi. (Haldun Derin, Türkiye’de Devletçilik, İstanbul, 1940, s.35) Mübadele de Osmanlı’dan devralınan Rum burjuvazisine büyük bir darbe indirdi.

Almanya’da Naziler 1933 yılı Ocak ayında iktidara geldi ve saldırgan bir politika izlemeye başladı. Türkiye de hedeflerden biri olabilirdi. Bu durumda Trakya’nın savunma gücünün artırılması gerekiyordu. Trakya’da yaşayan Yahudiler bu açıdan bir sorun yaratabilirdi. 1934 yılında Trakya’nın bazı kentlerinde Yahudilere dönük sistemli bir saldırı başladı. Mayıs ayında Yahudi aleyhtarı bazı yayınların ardından 21 Haziran 1934 günü Çanakkale’de bazı Yahudiler dövüldü ve evleri yağmalandı. Çanakkale’de başlayan ve başta Kırklareli olmak üzere diğer Trakya illerine de yayılan tehdit ve saldırıların devam etmesi üzerine sayıları 3 bin ile 8 bin arasında olduğu tahmin edilen Yahudiler evlerini terk etti ve İstanbul’a kaçtı. Bu Yahudilerin büyük bölümü esnaftı.  (Ayhan Aktar, Varlık Vergisi ve ‘Türkleştirme’ Politikaları, İletişim Yay., İstanbul, 2001, s.72-74) Bu saldırılar, Türkiye’deki Yahudi cemaatinde büyük bir huzursuzluk yarattı ve aralarında sermayedarların da bulunduğu bazı Yahudilerin başka ülkelere göç etmesine neden oldu.

1935 yılında kabul edilen 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, azınlık cemaatlerine ait vakıfları denetim altına aldı.

4305 sayılı Varlık Vergisi Hakkında Kanun 11 Kasım 1942 günü kabul edildi ve 12 Kasım 1942 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak hemen yürürlüğe girdi. Bu kanunun uygulanması sırasında özellikle gayrimüslim sermayedarların savaş sırasında devletin gelirlerine önemli katkılarda bulunması istendi. Diğer bir deyişle, Varlık Vergisi Kanunu, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan ordusuna maddi ve manevi destek sağlamış, tüm olanakların seferber edilerek sürdürüldüğü Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmış gayrimüslim burjuvaziden, İkinci Dünya Savaşı koşullarında katkıda bulunmalarının istenmesiydi. Hedef, azınlıklar değil, servet ve sermaye sahibi gayrimüslim burjuvaziydi. Nitekim, talep edilen vergiyi ödemek için gayrimüslim burjuvazi önemli miktarda gayrimenkul satmak zorunda kaldı. Diğer bir deyişle, varlık vergisi, burjuvazinin gayrimüslim kanadının bir ölçüde mülksüzleştirilmesiydi. Yapılanlar, azınlık düşmanlığından değil, sermayedar karşıtlığından kaynaklanıyordu.

Arslan Başer Kafaoğlu, Varlık Vergisi Gerçeği (Arslan Başer Kafaoğlu, Varlık Vergisi Gerçeği, Kaynak Yay., İstanbul, 2002, s.59-61) kitabında azınlıkların İkinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye ekonomisi üzerindeki........

© Veryansın TV