Terörün rengi ve vesayetin adı olmaz: Milli beka için tavizsiz devlet aklı
15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümünde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak başlattığı geniş kapsamlı operasyonlar, milli güvenliğimiz açısından hayati bir mesaj taşımaktadır. Fethullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) yönelik bu son dalgada 968 şüphelinin gözaltına alınması, devletin kendi bünyesine sızan urları temizleme konusundaki kararlılığının bir göstergesidir. Ancak bu hamleler, sadece geçmişte yaşanmış bir travmanın soğuk bir hesaplaşması olarak görülmemelidir. Bu, her şeyden önce Türk milletinin geleceğinin inşası, tam bağımsızlık idealinin korunması ve devlet mekanizmasının bir daha asla rehin alınamayacak şekilde tahkim edilmesi adına atılmış kritik bir adımdır.
Operasyonların ardından yapılan resmi açıklamada dile getirilen; “Hiçbir terör örgütünün ve hiçbir vesayet odağının aziz milletimizin iradesine, devletimizin bekasına ve hukuk düzenimize kastetmesine izin vermeyeceğiz. 15 Temmuz’un bize yüklediği tarihi sorumluluğun bilinciyle; şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin fedakarlığına ve milletimizin istiklal iradesine sahip çıkacağız” ifadeleri, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinden gelen temel varlık refleksinin bir özetidir.
Bu varlık refleksi, gücünü sadece mevcut yasalardan değil, binlerce yıllık Türk devlet geleneğinden ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinden almaktadır. Milli iradeye kasteden her yapı, aslında Türk milletinin var olma hakkına saldırıyor demektir. Dolayısıyla FETÖ ve benzeri yapılanmalara karşı yürütülen bu operasyonların ara vermeden, tavizsiz ve çok daha derinlere inilerek sürdürülmesi, sadece bir asayiş meselesi değil, milli beka mücadelesinin ta kendisidir.
DEVLETİN KILCAL DAMARLARINDA BİR ARINMA SÜRECİ
FETÖ, bilinen terör örgütü modellerinden farklı olarak, doğrudan devletin kılcal damarlarına sızmayı, bürokrasiyi, orduyu, emniyeti ve yargıyı içeriden çürütmeyi hedeflemiş bir “paralel devlet” projesidir. Bu yönüyle bakıldığında, 15 Temmuz sadece bir askeri kalkışma değil, Türk devletini işlevsiz hale getirip uluslararası emperyalist odakların emrine sunma girişimidir. Devletin içine sızan bu hücrelerin tamamen temizlenmesi, sadece fiziksel bir operasyonla sınırlı kalmamalı; fikri, ekonomik ve idari anlamda da tam bir arınma sağlanmalıdır.
Takdir edilmelidir ki; devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeye çalışan, kendi milletine silah çeken, hukuk düzenini kendi emelleri doğrultusunda eğip büken bir yapıya karşı “aman” vermek, devletin kendi varlığından vazgeçmesi demektir. 15 Temmuz’un bize yüklediği sorumluluk; şehitlerimizin kanıyla sulanan bu vatan topraklarında, milli iradenin üzerinde hiçbir gölge, hiçbir vesayet odağı ve hiçbir illegal yapılanma bırakmamaktır. Bu mücadele, Türk devlet aklının namus borcudur.
Ancak bu noktada durup düşünmemiz gereken temel bir mesele vardır: Eğer hedef “hiçbir terör örgütü ve hiçbir vesayet odağı” ise, bu kararlılık ne ölçüde bütüncüldür? Terörün rengini, ideolojisini veya maskesini ayırmadan, aynı sertlikte ve aynı tutarlılıkla tüm tehditlere yönelmek, bu tarihi sorumluluğun neresindedir?
TERÖRDE İLKELİ VE BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM: RENK AYRIMINA YER YOK
Terörle mücadelenin sadece operasyonel bir başarı değil, tarihsel bir zafer haline dönüşebilmesi için “terör” ve “vesayet” kavramlarının evrensel bir hukuk ve devlet aklıyla tanımlanması zorunludur. Eğer mücadele, sadece konjonktürel bir tehdide odaklanır ve diğer odakları görmezden gelirse, devletin bağışıklık sistemi zayıflar. Bu bağlamda, terörün rengi, mezhebi, etnisitesi ya da kullandığı dini maske ne olursa olsun; hedefi her zaman Türk milletinin birliği, Türk Devleti’nin bekası ve Cumhuriyet’in kazanımlarıdır. Terörde yapılacak her türlü “renk ayrımı”, mücadelenin hem toplumsal meşruiyetini zedeler hem de bir tehdidi bertaraf ederken bir başkasının palazlanmasına yol açar.
GÖRÜNMEZ TEHDİT: KILCAL DAMARLARA SIZAN YAPILAR VE VESAYET ODAKLARI
FETÖ, Türk devlet geleneğinde benzeri az rastlanan bir yöntemle, devletin en mahrem birimlerine, yani........
