Kapitalizmin pasaportu yoktur
Muharrem Karanfilci yazdı…
Avrupa sokaklarında yükselen isyan, Türkiye’ye uzanır mı?
Kapitalizmin ne pasaportu vardır ne de vizeye ihtiyacı… Sınır kapılarında beklemez, ülkelerin siyasi rejimlerini tanımaz. Bir ülkeye girmek için tank göndermesine, bayrak dikmesine, işgal bildirisi yayımlamasına da gerek yoktur.
Bazen bir kredi kartıyla gelir, bazen bir kira sözleşmesiyle… Bazen market rafındaki fiyat etiketiyle, bazen de ayın sonunu getiremeyen bir babanın sessizliğiyle çıkagelir. Kapitalizm öyle bir yolcudur ki gittiği her ülkede aynı dili konuşmaz ama herkese aynı soruyu sorar: Paran var mı?
Avrupa’da sokaklar hareketleniyor. İnsanlar hayat pahalılığına, barınma sorununa, yetersiz ücretlere ve gelecek kaygısına karşı seslerini yükseltiyor. Yıllarca refahın, sosyal devletin ve yüksek yaşam standartlarının sembolü olarak gösterilen ülkelerde insanlar artık yalnızca daha fazla kazanmak değil, kazandıklarıyla yaşayabilmek istiyor. Bu ne yaman çelişki…
İnsanlık teknoloji üretiyor, servet biriktiriyor, uzaya araç gönderiyor, yapay zekâyla dünyayı yeniden biçimlendiriyor. Ancak bir insanın başını sokacağı bir ev bulması hâlâ ekonomik bir ayrıcalık. Dünya zenginleşiyorsa insanın hayatı neden kolaylaşmıyor?
Gökdelenlerin gölgesinde evsizler, lüks otomobillerin geçtiği caddelerin arkasında borç batağındaki aileler, milyarlarca dolarlık servetlerin yanında geleceğini kuramayan gençler… Modern dünyanın en büyük çelişkisi tam da burada yatıyor.
Ekonomik büyüme ile insanca yaşamak aynı şey değildir. Bir ülkenin toplam serveti artabilir; fakat bu zenginlik adil paylaşılmıyor, insanların satın alma gücüne ve temel ihtiyaçlarına erişimine yansımıyorsa büyümenin toplumsal karşılığı tartışmalı hâle gelir.
Kapitalizmin pasaportu yoktur ama girdiği her ülkede kendisine uygun bir düzen bulur. Bir yerde yüksek kiralarla, başka bir yerde borçlanmayla, bir başka yerde düşük ücretlerle kendisini gösterir. Her yerde aynı şeyi yapar: İnsan hayatını bir maliyet hesabına dönüştürür. Kısır döngü her ay yeniden başlar.
Peki, Avrupa’nın refah masalı neden bozuluyor? Yıllarca Avrupa’yı örnek gösterdik. Sosyal devlet dedik, yüksek ücretler dedik, insanca yaşam dedik. İnsanların çalışarak hayatlarını kurabildiği, emeklilik dönemlerinde daha güvende olduğu, gençlerin geleceklerini planlayabildiği toplumları anlattık. Bunların önemli bir kısmı gerçek kazanımlardı. Avrupa’nın birçok ülkesinde sosyal güvenlik, çalışan hakları ve kamu hizmetleri bakımından Türkiye’den daha güçlü uygulamalar bulunuyor. Ancak hiçbir ekonomik sistem,........
