AHLAT AKLI, DEVLET AKLI
Asya’nın bağrından kopup gelen mukaddes bir rüyanın, Van Gölü’nün serin sularında bin yıllık taşa dönüşmüş adıdır Ahlat... Toprağın altında yatan milyonlarca şehidin sessiz nöbeti, kubbenin zarafeti ile otağın celalini aynı gövdede buluşturan o zamansız ulu çınarın ta kendisidir. Ne rüzgârlar esmiştir bu coğrafyada, ne fırtınalar kopmuştur; fakat kökü derinde olanın dik duruşu hiç değişmemiştir. Şimdi durup dinlemek vaktidir; zira bu sessiz taşlar alelade bir geçmişi değil, cihanı omuzlarında taşıyan o sarsılmaz devlet aklının bugünkü istikbalini fısıldamaktadır...
Tarih, sadece kronolojik bir takvim yaprağı ya da geçmişin tozlu sayfalarında kalmış savaşlar manzumesi değildir. Tarih; bir milletin ruhunun coğrafyayla evlendiği, mekânın zihniyete, zihniyetin ise zamansız bir devlet aklına dönüştüğü muazzam bir nehir akışıdır. İşte bu nehrin yatağını bulduğu, Türk cihan hâkimiyeti mefkûresinin ilk harcının karıldığı ve kökleri kadim Asya’nın derinliklerine uzanan o sarsılmaz ulu çınar, Ahlat’tır. Ahlat; alelade bir yerleşim yeri değil, Türk devlet aklının yeryüzündeki pusulası, irfanımızın gökyüzüne açılan kapısıdır. Belh ve Buhara ile birlikte yeryüzünde sadece üç şehre bahşedilen o muazzam "Kubbet-ül İslam" unvanı, Ahlat’ın harcındaki o ilahi ve manevi sırrın adıdır. Bozkırın hareketli dehasını simgeleyen "otağ" ile yerleşik medeniyetin kalıcılığını mühürleyen "kubbe", ilk kez burada dervişlerin zikir halkalarında ve gazilerin dualarında muazzam bir zihniyet dengesine kavuşmuştur. Bugün Türkiye’nin çizdiği büyük vizyonun, bölgesel ve küresel ölçekte verdiği cihanşümul mesajların şifresi, Van Gölü’nün kıyısında sessizce yükselen o bin yıllık Selçuklu mezar taşlarında, o taşların fısıldadığı varoluşsal akılda saklıdır.
Ahlat aklı, sürekliliktir. Kesişmeyen çizgilerin değil, birbirini tamamlayan mukaddes bir emanet zincirinin adıdır.........
