Unutamam seni...
Ensemize yalancı tokadını atar, gülerek “Tövbe de be yav!” diye bağırırdı. Çarpıcı bir söz söylerdi veya ibretlik bir menkıbe anlatırdı; finali öyle yapardı; “Allah de be yav!”Hepimize dokundu. Sımsıcak elleriyle elimize, yüzümüze dokundu. İş vererek, evlendirerek, çocuklarımıza isim vererek, ev sahibi yaparak hayatlarımıza dokundu.
2002'nin Ağustos ayında kanser olduğumu öğrenince ziyaretlerine gitmek istedim. Kendi kendime diyordum ki, “Bana bir kere sarılsa şifa olur.” Sordum, Yalova’ya gitmişler.-Çocukla beraber- oraya gittim.Kalabalık bir cemaatle mescitte öğle namazı kıldık. Orada önemli ağabeylerimiz vardı. Kendilerine bildirilmiş herhangi bir görüşme talebim olmamasına rağmen, bendenize dönüp:- Sen odama çık, geliyorum, buyurdu.
O içeri girdiğinde, görünmez bir komutan emir vermiş gibi, ayağa fırladık.Bu bize, o an o odada bulunan iki kişiye mahsus bir şey değildi. Onu kim görse aynı kaçınılmaz saygı ile ayağa kalkardı. Çünkü ondan yayılan sessiz, kelimesiz sevgi ve saygı halesi, neredeyse gözle görülürdü. Asfaltta titreşen ısı dalgaları gibi. Hüzünlü bir yüzle konuşuyordu: - Ben herkese iyilik yapmaya çalıştım, neden beni arkamdan bıçakladılar bilmiyorum. Bendeniz ağlamaya başladım. Bir süre sonra:- Ameliyat olacağım, dedim. - Ayağa kalk, buyurdu. Kendisi de ayağa kalktı;........
