Hâin muhalefet!
Geçenlerde birkaç gönüldaşımızla sohbet ediyorduk. Hele şu aralar her zamankinden de fazlaca akran, yoldaş, gönüldaş… kim olursa olsun yakın-uzak insanlar zaman ve mekân farkı olmaksızın bir masa etrafı veya bir meclis sıcaklığında bir araya geldiklerinde konuşulan mevzular bellidir…
Böyle zamanlarda herkes az-çok bir şeyler söyler. Yine öyle oldu. Hazirun, kitabın ortasından veya ucundan kıyısından fikirlerini sergilediler. Ama; belli ki bunlar, ortamı ısıtma cümleleriydi. İçinde belki biraz tahrik, belki biraz merak vardı. Vaziyet anlaşılmıştı. Anlamazlıktan gelerek veya susarak “neme gerek!” diyemezdik. Şayet dersek? Evet; şayet, sarih veya zımnî yâni açık veya kapalı bir üslup ile “neme gerek!” deseydik, Yahya Efendi Hazretlerini incitmek bir yana; ilâhi bir lütufla lütfedilmiş, ihsan buyurulmuş, tefekkür, kalem ve kelâm kabiliyet ve nîmetlerine karşı nankörlük etmiş olurduk.
Zira; düşünebilmenin de yazabilmenin de konuşabilmenin de tıpkı mülkte olduğu gibi mutlak sahibi var. Müşahhasın da mücerredin de sahibi, Allahü teâlâdır. Yüce Allah, insanın beyninden bir kılcal damarı iptal etse o kimse hatta belki kendi adını bilemez, evini bulamaz, eşini, evlâdını........
