Dilenci, kızların arkası sıra mânâlı mânâlı bakıyordu...
“Ah be! Tam fırsat yakalamıştım. 'Seyyid Vâiz-i muazzama'ya ve yoldaşlara ne müthiş malumatlar götürecektim. Ah!.. Ah!.."
Derdim çoktur, inliyorum,
Ben kendimi dinliyorum,
Kimse dilim bilmez benim.
Konuştuğum kuş dilidir,
Öz vatanım dost ilidir,
Topladığım dost gülüdür,
Asla gülüm solmaz benim.
Handaki toplantıdan ayrılan dilencilerden zayıfça olanı çeşmeye doğru giderken hayretten aptallaşmış, sanki dili tutulmuştu. Elinde su testisi, kendine doğru gelen genç güzel kadınlar aklını başından almıştı âdeta. Olduğu yerde sesleri daha iyi duyabilmek ve doyasıya seyretmek için toprak yola çöküverdi. Çelimsiz vücudu, göz çukurlarında kaybolan çapaklı iki kara çizgi şeklindeki gözleri, dalgın ve garip hâliyle iyice acındırıyordu. Yanından sülün misali geçen kızların her biri gümüş kemerlerine iliştirdikleri süslü torbacıklarından birer, ikişer akçe çıkararak adama verdi ve dua istediler. O da ellerini semaya açıp:
-........
