Yeni dünya düzeninin eşiğinde: Türkiye için jeopolitik çıkarımlar
Küresel sistem, on yıllardır süregelen alışılagelmiş "tek kutuplu" konfor alanını terk ederken, yerini belirsizliğin, asimetrik risklerin ve keskin rekabetin hakim olduğu parçalı bir düzene bırakıyor. Güç dengelerinin Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığı, geleneksel ittifakların yapısal testlerden geçtiği bu yeni dönemde, uluslararası ilişkiler artık tek bir merkezden yönetilemiyor. Bu büyük dönüşümün tam merkezinde, coğrafi bir kesişim noktasında yer alan Türkiye için mevcut tablo, sadece bir belirsizlik yumağı değil; aynı zamanda "stratejik otonomi" arayışında hayati bir sıçrama imkanıdır. Peki, Ankara bu karmaşık denklemde sadece kritik öneme haiz bir coğrafi köprü olarak mı kalacak, yoksa oyunun kurallarını yeniden tanımlayan bir dengeleyici olarak mı konumlanacak?
Çok Kutupluluk Artık Bir Teori Değil, Bir Gerçek
Küresel siyasette uzun süredir teorize edilen "çok kutupluluk" kavramı, artık akademik bir öngörü olmanın ötesine geçerek sahadaki temel gerçeklik haline gelmiş durumda. Münih Güvenlik Konferansı’nın 2025 raporu, bu dönüşümü oldukça dikkat çekici bir tespitle tanımlamıştı: Küresel sistemde artık tek kutupluluk, iki kutupluluk ve çok kutupluluk unsurları eşzamanlı olarak görülüyor.
Bu dönüşümün en somut yansıması, gücün kurumsal ve ittifaki bir kimlik kazanarak Batı dışı aktörlere doğru kaymasıdır. Özellikle BRICS’in genişlemesi ve yeni üyelerin katılımıyla düzenlenen geniş kapsamlı zirveler, karar alma mekanizmalarında çok sesliliğin bir norm haline geldiğini kanıtlıyor. Güç artık tek bir merkezde toplanmak yerine, daha fazla aktör arasında dağılırken, bu durum uluslararası sistemin daha parçalı ve yönetilmesi zor bir........
