menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başımız Sağolsun

3 0
31.01.2026

Bamya ayıklıyordu. Mutfağın tavan ışığı, akşama yüz tutan günün duvarlarda yarattığı solgunluğu gideriyordu. Tezgâhın üstünde bir kase, elinin altında bıçak, önünde küçücük yeşil gövdeler… Gün dediğin, onun için böyle şeylerden ibaretti zaten. Gün doğar ve batardı.
Hiç hazırlık yapmadığı, yapamadığı bir anda… Neriman Hanım ilk defa hazırlıksız yakalanıyordu bu hayata. Bir an başı döndü. Dünyanın bastığı zemin, sanki altından çekiliyormuş gibi oldu. Aslında çekilmedi tabii. Hep bilirdi çekilmediğini. Ama bildiğini, dışarıdan duyduklarına duyduğu itibarın altında ezmişti.
Her düşünceye, doğru yanlış süzgecinden geçirmeden inanırdı.
Nasıl inanmasın? İnanmasında ne yapsın!


İnanmak için kendini referans almak gerekirdi. Ama kendini bilmiyordu ki… Neye göre referans alsın?
Tanımadığı biri gibiydi kendine. Huyunu suyunu bilmez. Neyi sever? Bu hayatta onu ne büyütür, köklendirir, filizlendirir? Bilmezdi, böyle yaşayıp gidiyordu, alışmıştı artık.
Ne olduğunu bilmezken kendini nasıl ölçü alacaktı? Peh… Ne mümkün. “Kendin” ve “referans almak” büyük kelimelerdi; bu alanda düşündüğü zaman işin içinden çıkamıyordu. Birkaç kez telefonundan sosyal........

© Toplumsal